Sporun kaslara yararlı etkisi

Nisan 26th, 2008

Kaslar hareket sistemimizin temeli olup, organları çalıştırıp, vücudun estetik ve güçlü olmasını sağlarlar. İnsan vücudunda 650 civarında kas vardır. Bir organın gereken hareketi yapabilmesi için, birçok kas ve kas gruplarının uygun zaman ve yönlerde kasılıp gevşeme suretiyle işbirliği yaparak çalışmaları lazımdır. Kaslar sportif çalışmalarla güçlenir ve .gelişir. Yaşlandıkça kas kitlesi azalmaya başlar. Yaş ilerledikçe yapılan sportif çalışmalar bu azalmayı durdurur veya yavaşlatır. Sportif çalışmalarla organik yapı ve kaslar belirli sınırlar içinde değişebilir. Bu da kişinin kendini aşması demektir. Bu değişebilirlik olmasa, vücut çevrenin ve koşulların değişen şartlarına uyum sağlayamaz ve organize olamazdı.

Vücudumuzda üç çeşit kas vardır. Bunların en büyük grubu istemle çalışan çizgili kaslardır. İstediğimiz hareketi yapmak, bir şeyi almak, vermek, kaldırmak, taşımak, istekle yaptığımız sportif çalışma ve hareketler vs. gibi. İstemsiz çalışan kaslar ise düz kaslar olup, hazım sistemimiz gibi istemimiz dışında yavaş kasılırlar. Miyokard denilen kalp kası ise, çizgili kas olmasına rağmen, bir tek o istem dışı çalışır.

Kas çalışmalarının biyokimyası oldukça karışıktır. Kasların; uyarılabilme, iletebilme, kasılabilme, (izometrik, izotonik, eksantrik, izokinetik, tetanik kasılmalar), elastik olma ve viskoz kitle olma şeklinde kasılma ve çalışma özellikleri vardır.

Gerek istemle çalışan ve gelişmeyi sağlayan çizgili kaslar ve gerekse istek dışı çalışan düz kasların fonksiyonları değişik çalışmalarla düzenlenebilir. Vücut geliştirme esaslı aletli veya aletsiz çalışmalar, çizgili kasların büyümesini ve kuvvetlenmesini sağlarken, aerobik veya anaerobik türü kardiovasküler egzersiz ve sporlar ise kalp, ciğer, damar sistemi gibi iç organların çalışmasına yararlı etkiler yapar.

Bu çalışmalar esnasında kasın karbonhidrat ve lipit depolarının uygun düzeyde olması ve bunların kas hücreleri tarafından kullanılabilmesi ile enerji oluşur.

Organizmanın canlılığını muhafaza ve devanı ettirebilmesi, enerji oluşumu ve kullanılabilmesi ile mümkündür. Şiddetli egzersizlerde enerji gereksinmesi daha da artar. Hatta çok yoğun çalışmalarda, bazı kaslarımızın enerji kullanımı 2.000 misli gibi korkunç bir rakama çıkabilir. Bunlar vücut için yararlı faaliyetlerdir.

Normal bir seks faaliyeti ve cinsel birleşme sırasında, bir saatte harcanan kalori kadınlarda 260-350, erkeklerde 290-340 kalori civarındadır. Bu ilişkinin şiddetine göre değişebilmektedir.

Kas hücresi dahil, bütün hücrelerde, acil enerji kaynağı (ATP) denilen “Adenosin Tri Fosfat” bileşimidir. Bu üç fosfat bağından biri bu bileşimden ayrıldığı zaman enerji açığa çıkar ve bu serbest kalan enerji ile biyolojik iş görülür. Kas aktivitesi sırasında, ATP kullanıldıkça, yerine süratle yeni ATP’ler getirilmesi gerekir. Bu da iyi ve dengeli bir beslenme ile gerçekleşir. Ayrıca kasların tonusu ve uyarılan ne kadar iyi olursa direnç ve faaliyetleri de o kadar iyi olur.

Kaslar hakkında verdiğim bu kısa bilgiler ışığında, sporun kasları ne derece olumlu etkilediği; güç, dayanıklılık, konsantre gibi durumlara ne denli yararlı olduğu ortaya çıkar. İleride görüleceği gibi seks faaliyeti de büyük Ölçüde kasların bu yararlı gelişmesinden etkilenmektedir. Ayrıca cinsel bölge kasları da bundan direk veya dolaylı etkilenmektedir. Cinsel ilişki sırasında da, tüm vücut kasları daha iyi koordine ve kontrol edilerek, devreye sokulabilmektedir.

Sporun kan glikozu düzenlenmesine ve faydalı artışına yararlı etkisi

Nisan 26th, 2008

Kasın glikoz kullanımı, sportif çalışmanın şiddet ve derecesine bağlı olarak 7 ile 20 misli arasında çok büyük bir artış gösterebilir. Bu şekilde kan glikozu önemli bir enerji kaynağı olmaya başlar. Hafif çalışmalarda kan glikoz düzeyi pek fazla değişmez. Yüklemeli ve ağır çalışmalarda ise, % 15-20 oranında artabilir. Kanda eksilen glikozu karaciğer verir ve karaciğerdeki glikoz salgısı da sportif çalışmalarla artış göstererek 2 ile 5 katına çıkabilir. Bu da normal zamanlarda vücudun yapacağı her türlü faaliyetlerde ve seks faaliyetinde yararlı rol oynar.

Örneğin düzenli olarak, ağırlıklarla yapılan fitness çalışmalarının, kan kolesterinini düşürerek kalp krizini büyük ölçüde önlediği, bütün vücut sistemlerini olumlu etkileyerek, organların kapasitelerini, kondisyon ve vücut kuvvetini arttırdığı çeşitli bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Oregon Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kalp Uzmanları’nın yaptığı araştırma sonucunu buna misal olarak gösterebiliriz.

Sporun kan dokusuna yararlı etkisi

Nisan 26th, 2008

Kan dokusu; çok hücreli hayvanlar ve insanlarda, oksijen ve besinleri, ayrıca birçok türde hormon ile vücudun savunmasını üstlenen hücreleri dokulara taşıyan, metabolizma artıklarını hücrelerden uzaklaştıran ve vücutta homeostazinin (yaşam için en uygun koşullara uyum, denge ve kendini düzenleme süreci) sağlanmasında temel işlevi olan sıvıdır.

Kanı, plazma sıvısı içindeki alyuvarlar, akyuvarlar, kan pulcukları hücreleri ile birçok yararlı maddeler oluşturmaktadır. Sağlıklı insanların kan değerleri genel olarak aynıdır. Örneğin; proteinler, şekerler, yağlar, hormonlar, vitaminler, enzimler, tuzlar, asitler ve birçok elementlerin oranları yaklaşık hep aynıdır. Bu oranlardaki değişiklikler kan tahlillerinde ortaya çıkar ve hastalık belirtileri ona göre araştırılır.

Kandaki alyuvarlara “Eritrocit” denir. Bunlar, oksijen ve karbondioksit yüklenebilen hemoglobin maddesini kapsarlar. Bu yüzden akciğerlerden hücrelere oksijen ve hücrelerden de akciğerlere karbondioksit taşırlar. Oksijen azlığı, alyuvarların artması ile karşılanır. Kemik iliklerinden üretilen alyuvarlar, daha sonra kana karışarak işlevlerini yaparlar.

Kandaki Akyuvarlara “Leucocit” denir. Bunlar kanla birlikte; lenflerde, kemik iliklerinde ve bez dokularında bulunur. Vücutta mikroplara karşı savaş veren bir sistemdir. Vücuda mikrop girdiği zaman, kan ve lenf yollan ile ulaşarak mikrobu kuşatırlar. Çıkardıkları antikor ve kimyasal maddelerle de mikrobu yok etmeye çalışırlar.

Kandaki Kan Pulcuklarına da “Trombocit” denir. Esas görevleri, kanama vukuunda, kanı pıhtılaştırarak kan kaybını önlemektir.

Sportif çalışmalar, kandaki bu değerlerin dengede kalmasına, hatta sağlıklı vücut için daha yararlı değer artışlarına yardımcı olur. Örneğin; şeker, kolestrol vs. nin dengede kalmasına, denge bozulmuş ise dengenin sağlanmasına yardımcı olur. Ayrıca, şiddetli çalışmalarda, damarlarda normal akış halinde olan kan dolaşımı, girdaplı bir akım haline gelir ve kasların içinden geçen damarlara baskı yaparlar. Bu durum bir kısım alyuvarın harap olmasına neden olur. Spor yapmayanlarda bunun yenilenmesi zor olduğu halde, spor yapanlarda yenilenme daha çabuk olur. Akyuvarlar açısından ise, sportif çalışmalar kandaki akyuvarlarda önemli ölçüde artma meydana getirir. Akyuvar adedi normalde 1 milimetreküp kanda 4.000-8.000 arasında iken, bu sayı sportif çalışmalarla 35.000 gibi 4-8 misli bir artışla büyük bir miktara yükseltilebilir.

Sporla daha sağlıklı duruma getirilebilen kan dokusunun, vücudun bir başka faaliyeti olan seks faaliyetini de olumlu etkileyeceğinden şüphe yoktur.

Lezbiyenlik

Nisan 23rd, 2008

Lesbiyanizm kelimesi Yunanistan’daki Lesbos adasından gelmektedir. Milattan önce 600 yıllarında orada yaşayan Sapho (Safo) adındaki kadın şair erkeksi davranışlarla, kadınlara yaklaşarak, şiirlerinde onlara erkek gibi aşk sözleri yazmış.

Yapılan araştırmalarda kadınların %5-10 civarının lezbiyen olduğu belirtilmektedir. Çeşitli sebeplerle, kendini erkek gibi hisseden veya erkekten korkan, kaçan, tiksinen kadınların birbirlerini daha iyi anlayarak bu ilişkiye girdikleri bilinmektedir. Yapılan bir başka araştırmada, evli olan lezbiyen kadınların, evli erkek homoseksüellere nazaran daha fazla olduğunu ortaya çıkarmıştır. Uzmanlar; kadınların her iki cinse de erkekten daha fazla ve kolay eğilim duyduğu, hem erkek hem kadınla da ilişki kurabildiklerini ifade etmektedirler.

Erkek tipindeki kadın lezbiyenlere genelde “sevici” denilmektedir. Bunların çoğunda klitoris daha büyüktür. Ne yazık ki; ileride doping bahsinde açıklayacağım şekilde, erkeklik hormonu alan bayan sporcuların, klitorisinin de büyüdüğü ve erkeksi hisler göstererek, kuvvetli seks duyguları içinde sevici kadın (lezbiyen) oldukları bilinen gerçektir.

Bugün birçok porno filmlerde ve resimlerde görüldüğü gibi lezbiyenlikte birçok tatmin yolu bulunmaktadır. Kadın kadına sarılmalar, öpüşmeler, göğüslerin okşanması, klitorislerin birbirine sürtülmesi, dil veya elle tahriki, yapay aletler ve erkek organlarının hatta parmağın vajinaya sokulması vs. yollarla orgazma ulaşılmaktadır.

Lezbiyenlik de çağlar boyu gizliliğini ve yaygınlığını sürdürmüş. Eski Roma’da kadınlar hamamda açıkça buluşurlarmış. Eski Cinde ise, kadınlar pembeye boyanmış yapay penis kullanırlarmış. Johann Jacop Meyer; Hindistan’daki haremlerde kadınların erkeklerle cinsel ilişki kuramaymca, suni penis takarak birbirlerini tatmin ettiklerini yazmaktadır.

Bugün birçok batı ülkesi, lezbiyenliği de normal kabul ederek, onlara evlenme hakları vermiş ve çeşitli klüpler kurarak serbest ilişkilerini sürdürme özgürlüğü tanımıştır. Buna rağmen, şeriat yasasını kabul eden veya birebir esas almasa da önemseyen (Somali vs. gibi) ülkelerde lezbiyenler “doğal olmayan davranışlarda bulunmak” suçuyla ülkelerinin Yüksek Ceza Mahkemeleri tarafından ölüm cezasına çarptırılmaktadırlar.

Burada konumuzun elverdiği nispette dünyada var olmuş ve olacak en önemli ve yaygın iki cinsel sapmaya, bilgi edinilmesi mahiyetinde değindim. Bunun dışında, sadizm, mazoşizm, fetişizm, narsizm, egzibisyonizm (cinsel organ gösterme) vs. gibi sapıklıkları ise, konulan ile ilgili bilimsel kitapların içeriğinde bırakarak diğer konulara geçeceğim.

Homoseksüellik (eşcinsellik)

Nisan 23rd, 2008

Bireyin cinsel ilgi ve isteğinin, kendisiyle aynı cinsten kişilere yönelmesidir. Eşcinsellik, biyolojik eşeyini benimsemeyen bireyin kendisini karşı cinsten olarak algıladığı “transseksüellik” gibi bir cinsel kimlik sapması değil, cinsel eş ve doyum yoluna ilişkin bir seçimdir. Homoseksüellik bilimsel anlamda insanın kendi seksinden bir kimseye karşı duyulan eğilim olmasına rağmen, günümüzde erkek erkeğe cinsel ilişkiler için kullanılmaktadır. Kadınlar arasındaki homoseksüelliğe de lezbiyenlik denmektedir.

Erkekler arasındaki homoseksüel İlişkiler konusunda, her toplumda değişik değer yargıları oluşmuştur. Bu sebeple homoseksüelliğin yaygınlığı alanında tek bir istatistik yapmak mümkün olamamıştır. Bazı yerlerde de, toplumun, karşı çıkması ve utanma açısından gizliliğini sürdürmektedir.

Tarih boyunca birçok ünlü filozof, devlet adamı ve sanatçının homoseksüel olduğu bilinmektedir. Birçok düşünür, kadınların çocuk doğurmak, erkeklerin ise sevip aşık olmak için yaratıldığını iddia edecek kadar ileriye gitmişlerdir.

Erkekleri homoseksüelliğe iten birçok fizyolojik ve psikolojik neden olduğu araştırmalar neticesi tespit edilmiştir.

1) Korku,

2) Cinsel ilişkide başarılı olamama bunaltısı,

3) Kadından kaçış,

4) Kadın bulamamak veya yaklaşamamak,

5) Yanlış yetiştirilme,

6) İçgüdüsel ve beyinle ilgili nedenler,

7) Alıştırılma,

8- Para kazanma vs. gibi nedenler sayılabilir. Genelde 10-16 yaşları arasında başladığı ifade edilmektedir. Bunların bir kısmı gizlilikle yaparken bir kısım kendini açıklamakta, bir kısmı erkeksi görünürken bir kısmı kadınsı olmaktadır.

Kinsey tarafından yapılan araştırmalarda, homoseksüelliğin en yüksek noktasının 16-30 yaşlan arasında yaşandığı, sonra gittikçe azaldığı 50-60 lı yaşlardan sonra büyük ölçüde ortadan kalktığı tespit edilmiş.

Küçüklüğümüzde, sokaktan geçerken taşlanan kadınsı davranışlı homoseksüeller, tarih içinde çeşitli ölüm cezalarına çarptırılmış ve toplum tarafından dışlanarak büyük eziyetlere maruz bırakılmıştır. Örneğin Gilles de Retz adındaki homoseksüel 1440 senesinde Paris’te yakılarak öldürülmüş. Bugün ise birçok ülke zeka ve her bakımdan normal olan homoseksüellerin cinsel tercihlerini anlayışla karşılayarak normal saymış ve onların evlenmelerine müsaade etmiştir. Tutucu ülkelerde ise, kadınla ilişkinin zor olması sebebiyle, daha çok yaygın olmasına ve rağbet bulmasına rağmen gizliliğini muhafaza etmektedir.

Dünyada gay ve lezbiyenlere her ülkede değişik açılardan bakılıyor demiştik. Hala bazı yerlerde bu tercihteki kişilere ölüm cezalan verilirken, birçok Avrupa ülkesinde ise evlenme izni ve serbestlik bazında yasal haklar tanınıyor.

Yakın zamanda İtalya’da piyasaya çıkan bir kitapta ise eşcinsel Katolik Papazlarının hayatı anlatılmış. Katolik dini eşcinselliğe karşı katı tutum sergilemesine rağmen asırlardır bu tür olaylar gizli gizli anlatılmakta. Marco Politi”in “İtiraf isimli kitabında; ismi açıklanmayan bir papazın itirafları dile getirilerek, eşcinselliğin özellikle genç din adamları arasında daha yaygın olduğu, ancak Papalığın karşıt tutumundan korktukları için çileli bir hayat yaşadıkları belirtiliyor. (28.12.2000 Hürriyet Gazetesi).

Ayrıca papaz eğitimi alan gençlerin cinsel arzularını soğutmak için penisleri üzerine soğuk mermer taşlara yatırıldıkları, rahip ve rahibeler arasında eşcinselliğin yaygın olduğu ve birbirlerinden ayrı bırakılan kadın ve erkeklerin arzularının daha da arttığı, ayrı cinsle ilişki kuramadıkları zaman, aynı cinsten birbirleriyle cinsel doyuma ulaştıkları basın ve yayın organlarında çeşitli şekilde açıklanmakta.

Türkiye açısından da bu konuda bir kargaşa mevcut, bir yandan geniş halk topluluğu eşcinselliği aykırı bir davranış şekli kabul edip uygun görmezken, erkek ve kadının ayrı yaşamaya zorlandığı bölgelerde, gizli eşcinselliğin çok fazla olduğu görüşü de hakim. Bu arada, AB ye üyelik açısından, özgürlüklere yeni kanun ve düzenlemeler getirilirken, bu konuda da özgürlük ve kimlik tanındığı gözleniyor. Birçok gay ve lezbiyen dernek ve kulüpleri kurulduğu ve bunların çoğaldığı bilinmekte.