Hormonlar

Mayıs 21st, 2008

Çok hücreli canlılarda vücudun bir bölümünde yapılan ve başka bir bölümün de işlevini etkileyen organik maddelerdir. Hormonlar büyüme ve üreme etkinliklerinin yanı sıra, canlının iç dengesinin (homeostazi) korunmasıyla ilgili birçok fizyolojik etkinliği düzenler. Vücutta iç salgı bezi olarak bilinen, özelleşmiş dokularda yapılır ve kan dolaşımıyla, etki göstereceği organ ya da dokulara taşınır.

Böbrek üstü bezinin kabuk bölgesinden; glikoz ve sodyum metabolizmasını düzenleyen steroid türü hormonlar ile erkeklik hormonları olan androjenlerden bazıları salgılanır.

Böbrek üstü bezinin iç bölgesinden ise; insanın dolaşım ve solunum sistemini etkileyip stres karşısındaki tepkilere neden olan adrenalin ve noradrenalin salgılanır.

Steroid yapısındaki hormonlar ve troit hormonları hücre zarından geçerek protein yapısındaki bir alıcıya bağlanır. Bu da protein yapımını etkiler.

Karaciğer ise vücudun laboratuarıdır. Yaklaşık 500 den fazla görevi vardır. Toplardamarların getirdiği maddelerin kimyasal niteliklerini, vücudun gereksinimlerine göre de değiştirebilir. Zararlı maddeleri ayıklarken, besinleri gerekli nitelikte kana aktarır. Karbonhidratları glikojen halinde depolar. Aminoasitleri amonyaktan ayırır ve amonyağı üreye dönüştürüp dışarı atar. Sindirimi kolaylaştıran salgılar üretir ve vücuda zararlı olacak maddeleri değişimlere uğratarak etkisiz hale getirmeye çalışır. Karaciğer ayrıca hormon salgılarım vücuda yayar.

Spor, hormonların sağlıklı ve dengeli salgılanmasına yardımcı olur.

Önemli hormonlara kısaca göz atarsak;

Hipofiz:

Beyinin tabanında bulunur. Diğer salgı bezlerinin ve hormonların uyumlu olarak faaliyet göstermesini düzenler. Çeşitli hormonlar salgılayan en önemli bezlerden biridir. Bilhassa böbrek üstü ve cinsel bezlerin çalışmalarını uyarır. Birçok hormonun temel işleyişini düzenleyen ana hormondur.

Troit:

Gırtlağın iki yanında simetrik olarak yer alır. Salgıladığı “Troksin” hormonu ile hücrelerdeki yanmayı hızlandırır. İstem dışı sinir sistemini uyarır. Bazı istismarcı firmalar bu özelliklerinden dolayı troidi fazla çalıştıran ve bu şekilde yağ yakmaya sebep olan ilaçlar piyasaya sürmektedirler. Bu ise, tansiyon yükselmesi, vücut ısısının artması, kalp krizleri riski ve metabolizmanın bozulması gbi zararlı etkilere yol açar.

Testosteron:

Erkeklerde bulunan en önemli bez olup erkeğe erkeklik vasfını kazandırır. Er bezlerinden salgılanan, erkek eşey hormonlarından (androjen) steroid yapısındaki organik bileşiktir. Testosteron erkek eşey organlarının gelişmesinden, kılların artması, sesin kalınlaşması vs. gibi erkek özelliklerinin ortaya çıkmasından sorumludur. Testosteron daha sonra yapay olarak, bazı steroidlerin kimyasal ve mikrobiyolojik yollarla dönüştürülmesiyle de elde edilmiştir. Sporun, testosteron hormonu salgısını arttırdığı bilimsel araştırmalarla ispatlanmıştır.

Testosteron tıpta er bezi yetmezliği, meme kanseri türleri ile erkek ve kadında cinsel soğukluğun tedavisinde kullanılmak için üretilmektedir.

Östrojen:

Kadınlarda bulunan en önemli hormonlardan biri olup kadınlara, kadınlık vasfını kazandırır. Omurgalılarda, dişi üreme organlarının gelişme ve olgunlaşmasıyla, işlev görmesinden bilinci derecede sorumlu olan hormonların ortak adıdır.

İnsan cinsinde, kadınlarda özellikle yumurtalıklar ve eteneden (plasenta) az miktarda da böbrek üstü bezlerinden salgılanır. Erkekte testosteron yanında denge sağlamak için çok az miktarda er bezlerinden salgılanmaktadır.

Östrojen hormonunun, kadın yumurtalıklarından, olgunlaşmamış yumurtanın çevresini saran yumurta kesesi ve bağ dokuda yer alan dokular arası hücrelerden salgılandığı düşünülmektedir. Kadında östrojen düzeyi, adet kanamasında, yumurta döl yatağından atıldıktan hemen sonra, boşalan yumurta keseciğinin yerini sarı cisim (Carpus luteum) adlı yapı aldığından, en yüksek değerindedir.

Östrojen; yumurtalıklar, döl yolu (vajina), fallop boruları, döl yatağı (rahim) ve meme bezleri üzerinde etki gösterir.

Bazen genç kızlara, sportif form tutma amaçları veya başka sebeplerle, steroid verilirse ve Östrojen salgısı kısıtlanırsa döl yatağı (rahim) olgunlaşmaz. Yapı ve işlev bozuklukları başlar. Kısırlaşma ve sakat çocuk doğurma gibi anormal özelliklere sahip olur. Çünkü döl yatağı, vajina, orgazm, döl yatağı kaslarının kasılması ve gevşemesiyle, spermin yol alması ve hamile kalmayı kadında hep östrojenler uyarır. Ayrıca östrojenler memelerin gelişmesini de etkiler.

Östrojen ve testosteron kadın ile erkekteki yapısal farklılıkları oluşturur. Erkekte kanda ve İdrarda çok az miktarda östrojen, kadında da çok az miktarda testosteron doğal olarak bulunmaktadır. Bunun neden kaynaklandığı ve nasıl denge sağlandığı tam olarak anlaşılamadığından, bilimsel araştırmalara konu olmaktadır.

Spor, her iki cinsin özelliklerini oluşturan hormonların daha iyi çalışmasını ve düzeyinin artmasını temin ederek, seks yaşamlarını da olumlu etkiler.

Progesteron:

Kadında yumurtalıklar, böbreküstü bezleri ve etenede (plasenta) yapılıp salgılanır. Bu hormonun başlıca işlevi dölyatağının içini örten endometrium katmanındaki değişiklikleri düzenlemektir. Yumurtalıklarda progesteron, yumurtanın salınmasından hemen önce oluşmaya başlayan ve boşalan yumurta kesesinin yerinde büyümeyi sürdüren sarı cisimde (corpus luteum) da yapılır. Yumurta sperm hücresi tarafından döllenirse dölyatağında yuvalanarak yerleşir ve etene oluşmaya başlar. Etene gebelik boyunca progesteron yapar. Yumurta döllenmezse adet kanamasının başlamasından birkaç gün Öncesine değin yumurtalıklardan progesteron salgılanır. Kanamadan birkaç gün önce, progesteron düzeyi, dölyatağı duvarının gelişmesini sona erdirip bu dokunun yıkımını başlatmak üzere düşer ve kanama başlar. Ayrıca kadınlardaki üreme organları üzerinde de etkilidir.

Doğum kontrol haplarının birçoğu yapı olarak proges-terona benzeyen, yumurtanın büyümesini ve salınmasını engelleyerek döllenmeye engel olan bir bileşik içerir.

Androjen:

Erkek üreme sisteminin büyümesinde, gelişmesinde, kuvvet artışı ve kas gelişmesinde önemli rol oynayan bir grup hormonun ortak adıdır. Testosteron da androjen grubu hormonlar içinde üretilen en etkili hormondur. Testosteronun işlevini destekleyen öbür androjenler, daha az miktarda olmak üzere, özellikle böbreküstü bezlerinin kabuk bölgesince üretilir. Kadınların kan plazmasında da çok az miktarda androjen bulunur. Kadında da östrojen hormonunu salgılayan yumurtalıklarda da çok az miktarda androjen üretilir.

Erkekte androjen hormonları üreten ve salgılayan hücreler, er bezlerinin sperm üreten borueuklarını çevreleyen bağ dokusundaki boşluklarda bulunan “Lyding” hücreleridir.

Etkileri açısından; erkek üreme sisteminin gelişebilmesi için mutlaka androjen grubu hormonların bulunması gerekir. Vücutta fazla bulunması; kasık, göğüs ve yüzde kıllarıma yaparken, başta ise saç dökülmesi ve kellik yapar. Diğer taraftan kemik ve kas hücrelerinin artarak büyümesini sağlar.

Endorfin (mutluluk hormonu):

Sportif çalışma esnasında egzersize reaksiyon olarak “Endorfin” hormonu salgılanmaktadır. Aynı hormon vücudumuzun acılara karşı koyması için tehlikeli durumlarda da salgılanır Spor alanında ise, bu hormon egzersizin devreye girmesiyle beraber başlayıp, devamında da artma gösterir. Sportif çalışma sonunda vücudun rahatlayıp stresin atılmasının sebebi budur. Endorfin iyi bir seksin başlaması ve bittikten sonra tekrar rahatlanması için devreye giren ve rahatlatan en önemli unsurlardan biridir.

Sonuç olarak; sporun çeşitli doku, hormon ve sistemlere etkisine kısaca değinerek bunlar hakkında özet bilgi vermekte yarar gördük. Şüphesiz sporun etkileri ve sistemlerin işleyişi çok daha geniş kapsamlı bir konudur.

Buradaki birinci amacımız, sporun vücuttaki bütün sistemleri ve organları olumlu yönde etkilediği, olumsuzlukları ortadan kaldırdığı ve bu sebeple sekse de yararlı olduğunu belirtmek, ikinci amacımız ise sağlıklı seksin sağlıklı kişiler tarafından daha iyi yapılabileceğini vurgulamaktır.

Yine şüphesiz, seks ve cinsel birleşme hiç spor yapmayanlarda da gerçekleşen; kişiden kişiye değişen cinsel güç, erotik düşünceler, dokunma ve hayallerle uyarılan psiko-fizyolojik sebeplere ve sürece bağlı karmaşık bir olaydır. Getirmek istediğimiz bakış açısı ise, sporun insan vücudunda sağladığı faydaların, seks hayatma da yararlı etkisine açılım kazandırmaktır.

Sporun hormon ve kan sistemine etkisi

Mayıs 21st, 2008

Antrenman sırasında, bir kısım sıvı damarları terk ederek dokular arasına çıkar. Bu durumda kanda eritrosit, hemoglobin ve plazma proteinleri yoğunluğu artar. Fakat şiddetli egzersizlerde doku arasına sıvı çıkışı belirgin bir şekilde çoğalır. Bunun nedeni, egzersizle kan basıncının artması ve böylece kılcal damarların arteriyeli tarafından dokular arasına sıvı filtrasyonunun çoğalmasıdır. Egzersizin süresi arttığı takdirde organizmada dengeleyici mekanizmaların harekete geçmesiyle, damar dışına çıkan sıvı tekrar damar içine döner. Total kan volümü, yapılan antrenmanla artış gösterir.

Sporun solunum sistemine etkisi

Mayıs 21st, 2008

Fiziksel egzersizlerde, kasların oksijen ihtiyacı arttığına göre, bu ihtiyacı temin edecek olan dolaşım ve solunum sistemlerinin duruma fizyolojik bir uyum sağlaması doğaldır. Dokuların oksijen ihtiyacı arttıkça buna paralel olarak, solunum sisteminin organizmaya dahil ettiği oksijen miktarı artar. Bunun neticesi olarak, bu oksijeni dokulara taşıyacak olan dolaşım sisteminin faaliyeti de o oranda artar.

Sporcunun oksijen kullanımı(V02) arttıkça, solunum dakika volümü (VE) de artar. Sportif çalışmalar sonucu, hem solunum volümü hem de solunum frekansının artması ile solunum dakika volümünde yükselme meydana gelmektedir. Sporcu bu “vital kapasite” yi spor yapmayanlara göre iki misli daha fazla zorlayabilir. Bu kişilerde vücutta daha yüksek oksijen dolaşımı görülür. Bu sporcuya, cinsel ilişki sırasında da olumlu etkiler yapar.

Sporun kalp ve dolaşım sistemlerine etkisi

Mayıs 21st, 2008

Sportif çalışmalar esnasında dolaşım sisteminin görevi, aktif dokulara enerji için gereken kanı temin etmektir. Bu sayede kasın görevini yapabilmesi için gerekli olan oksijen ve diğer besin maddeleri temin edildiği gibi, metabolizma artıkları da kan yoluyla temizlenmiş olur.

Normal koşullar altında, istirahat halinde kalbin bütün organizmaya pompaladığı kan miktarı 5-6 litre civarındadır. Sportif çalışmaya başlandığı zaman, kalbin sisteme gönderdiği kan miktarı (kalbin dakika volümü) ihtiyacı karşılayacak tarzda artar. Dinlenme halinde kaslara giden kan, kalbin dakika volümünün %5-20 sini oluşturduğu halde, çalışma anında bu oran %85-88 lere kadar yükselir. Sporla kalbin bir dakikada pompaladığı kan miktarı artar.

Bilimsel yapılan sportif çalışmalarda ve cinsel aktivitelerde kalp yorulmaz. Aksine yararlı çalışma gösterecek şekilde etkilenir. Nabzın normal atım frekansına geri dönüşü daha çabuk olur.

Bilinçli ve düzenli yapılacak sporla, maksimum enerji kullanma kapasitesi (V02) artacağından, yüklenme ve her türlü faaliyetlerde (Cinsel faaliyetler de buna dahil) daha uzun bir zaman, yorgunluk duyulmadan, daha uzun süre efor sarf edilebilir. Bu sebeple kan da bütün organ ve dokulara daha iyi bir dağılım gösterir.

Spor, dakikadaki kalp atım sayısını %10 civarında düşürerek sporcuya daha ekonomik kalp atışı sağlar.

Türk Kardiyoloji Derneğinin 2000 senesi raporunda: Kalp hastalıklarının en önemli etkenleri olarak, her iki cinsiyette de hipertansiyon, sigara içimi ve alkol gibi zararlı alışkanlıklar, oturgan hayat (spor yapmamak), şişmanlık ve şeker hastalığı gösterilmiştir. Aynı raporda Türkiye’de 5 milyon erkek ve 6 milyon kadında yüksek tansiyon olduğu ifade edilmekte. Bu arada Türkiye’de kalp ve damar hastalıklarından ölüm yüzdesinin, Avrupa ülkelerine göre daha fazla olduğu, bunun sebebinin kötü beslenme ve spor yapmamaktan kaynaklandığı belirtilmekte. Avrupa ülkelerine göre çok daha genç nesle sahip olmamıza rağmen, Türkiye’de her yıl 153.000 kişinin kalpten ölmesi ve bunun da her yıl %5 oranında artması durumun ciddiyetini apaçık ortaya koymakta.

Bu sebeple kitabımızda kısaca değindiğimiz açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, sporun sağlıklı yaşama ve sekse etkisi kadar, sağlıksız bir insanın hastalıklar ve cinsel açıdan ne kadar risk altında olduğu da tahmin edilebilir. Sağlıklı kalp ve dolaşım sistemi, cinsel ilişkinin de daha sağlıklı gerçekleşmesine yol açar.

Sporun sinir sistemine etkisi

Nisan 26th, 2008

Çok hücreli hayvanlarda ve insanlarda, gövdenin çeşitli etkinliklerini birbirine uyum içinde ve eşgüdümlü olarak sürmesini, canlının çevredeki ve kendi gövdesinin içindeki değişiklikleri zamanında saptayıp bunlara yanıt vermesini sağlayan özelleşmiş bir yapıdır.

Sinir sisteminin ana merkezi beyin ve onun uzantısı durumunda olan omuriliktir. Sinir hücresinin en basit işlevsel birimi nöron denilen ve uyarılan alıp, elektrokimyasal ileticiler aracılığıyla taşımak üzere özelleşen sinir hücresidir. Birbirine bağ doku ile tutunan sinir hücresi demetleri, sinirleri oluşturur. Sinir hücresinde bir çekirdek ve birkaç tane de “Dendrit” denilen lif bulunur. Uyaranlar, bu lifler tarafından hücrenin gövdesine taşınır. Her uyarım cinsini şifreleyen 1 i iler ve bağlı oldukları merkezler ayrı olup (görme, duyma, dokunma, cinsel uyarılar vs. gibi) merkeze taşınan bu uyanlar, daha sonra, merkez sinir sisteminden verilen komuta göre, belirli organlara taşınmasını üstlenir. Bağlı olduğu sinir merkezi çalışmayan organlar işlevlerini sürdüremez.

Sinir lifiyle kas hücresi arasında kimyasal bir bağlantı vardır. Bir sinir lifi uç bölümünde birçok kola ayrılır. Bunların her biri, bir kas lifinin ucunda son bulur. “Uç-plak” denilen bu bölgede yüzlerce alıcı bulunur. Sinir lifinden gelen uyarının etkisiyle, sinir uçlarındaki ’sinaptik kesecik” adlı küreciklerden, sinir ileticisi bir madde olan “asetilkolin” salgılanır. Bunun alıcılara bağlanmasıyla oluşan sodyum iyonları, kas lifinin kasılmasına yol açan ve uç-plak potansiyeli adı verilen elektrik akımının doğmasına neden olur.

İç organları istem dışı çalıştıran sinir sisteminde; korku, üzüntü, tiksinme, nefret, psikolojik bağlantılı sebepler, seks dürtüleri vs. gibi yüksek heyecanlar; kalp atışları, solunumun hızlanması, gözbebeklerinin büyümesi, tansiyonun yükselmesi, deride renk değişimi vs. gibi vücudu etkileyen birçok değişime sebep olurlar. Bu vücudun, engel olunamayan bu belirtilere ve heyecanlara karşı, korunma önlemlerinin alınması amacıyla, vücuttaki bütün sistemlerin istem dışı sinir sistemi tarafından, zararlı etkilere karşı alarm durumuna geçirilmelerinin sonuçlarıdır. Böyle durumlarda bazı iç salgılar artar, kandaki şeker ve yağ oranı yükselir, yanmanın hızlanmasıyla artan oksijen ve enerji gereksinmelerinin karşılanması için, dolaşım ve solunum hızlanır, damarlar büzülerek kan içeri çekilir. Kanın içeri çekilmesiyle, damarlarda basınç artar. İçeri çekilen kan neticesi deri sararıp soluk renk alır ve soğur. Tehlike geçince kan aniden dışa ve deriye hücum eder. Bu sefer de deride aşırı kızarma ve ısınma olur. Isınmaya duyarlı olan ter bezleri, buharlaşma yaparak vücut ısısını düşürmek için ter çıkarırlar.

Burada değindiğim olaylar bir açıdan seks ilişkisi ve orgazm olmanın da belirtileridir. Özellikle yeni aşk oyunlarında ve ilişkilerinde duyulan heyecan, önce göz bebeklerinin büyümesine, kanın içeri çekilerek derinin soluklaşması ve soğumasına, daha sonra vücut ısısının yükselmesine, bunu dengelemek için ter bezlerinin harekete geçmesine ve doruk noktalarda tenin kızarmasına, terlemeye, bütün vücudun kasılmasına ve ardından da orgazm sonucu büyük bir rahatlama ve gevşemeye sebep olur. Özellikle kadınlarda bu belirtiler daha fazla görülür. Karın kasları da daha büyük bir gerilim ve ardından da rahatlamaya geçer.

Erkekte orgazmın belirtisi açık ve kesindir ve meninin boşalmasıyla son bulur. Ancak kadınlarda olay daha gizli ve karmaşıktır. Çoğu zaman kadınlar, orgazm olmadıkları halde, ya bundan duydukları mahcup olmak duygusundan kaynaklanan veya erkeğini memnun etme arzusuyla, kendilerini orgazm olmuş gibi gösterebilirler. Birçok erkek de buna kanar ve partnerinin gerçek durumunu bilmez. Olayı bilen tecrübeli erkekler veya burada açıkladığımız belirtilere dikkat edenler ve ileride açıklayacağımız bilgilere dikkat edenler, kadının gerçekten orgazm olup olmadığını ve ilişkiden memnun kalıp kalmadığını anlarlar.

Ne yazık ki kendini tatminden başka bir şey düşünmeyip, kadını tanımaya çalışmayan aciz erkekler, cinsel ilişkiden sonra kadına sordukları “Memnun kaldın mı!!??” sorularına aldıkları “Evet!!??” yanıtı ile erkekliklerini kanıtlamış olduklarını ve kadını mutlu ettiklerini sanırlar.

Spor yapan kişilerde, istem dışı “Vejetatif sinir sistemleri daha kolay ve sağlıklı tepki gösterdiği gibi bu uyarılara karşı da daha dirençli ve bilinçli olurlar. Vücutlarını tanımaları onlara avantaj sağlar. Spor yapan kişilerin organlarının kapasiteleri daha yüksek olduğundan, tepkiler karşısında artan oksijen ve enerji gereksinmeleri, kalp atışları, solunumları da güçsüz insanlara nazaran daha az bir hızlanma ve reaksiyonla karşılanarak vücut için daha yararlı sonuçlar sağlar.

Çoğu zaman “spor, seks ve sağlık” derken işin bu ayrıntılarını bilmeyiz.