Homoseksüellik (eşcinsellik)
Bireyin cinsel ilgi ve isteğinin, kendisiyle aynı cinsten kişilere yönelmesidir. Eşcinsellik, biyolojik eşeyini benimsemeyen bireyin kendisini karşı cinsten olarak algıladığı “transseksüellik” gibi bir cinsel kimlik sapması değil, cinsel eş ve doyum yoluna ilişkin bir seçimdir. Homoseksüellik bilimsel anlamda insanın kendi seksinden bir kimseye karşı duyulan eğilim olmasına rağmen, günümüzde erkek erkeğe cinsel ilişkiler için kullanılmaktadır. Kadınlar arasındaki homoseksüelliğe de lezbiyenlik denmektedir.
Erkekler arasındaki homoseksüel İlişkiler konusunda, her toplumda değişik değer yargıları oluşmuştur. Bu sebeple homoseksüelliğin yaygınlığı alanında tek bir istatistik yapmak mümkün olamamıştır. Bazı yerlerde de, toplumun, karşı çıkması ve utanma açısından gizliliğini sürdürmektedir.
Tarih boyunca birçok ünlü filozof, devlet adamı ve sanatçının homoseksüel olduğu bilinmektedir. Birçok düşünür, kadınların çocuk doğurmak, erkeklerin ise sevip aşık olmak için yaratıldığını iddia edecek kadar ileriye gitmişlerdir.
Erkekleri homoseksüelliğe iten birçok fizyolojik ve psikolojik neden olduğu araştırmalar neticesi tespit edilmiştir.
1) Korku,
2) Cinsel ilişkide başarılı olamama bunaltısı,
3) Kadından kaçış,
4) Kadın bulamamak veya yaklaşamamak,
5) Yanlış yetiştirilme,
6) İçgüdüsel ve beyinle ilgili nedenler,
7) Alıştırılma,
8- Para kazanma vs. gibi nedenler sayılabilir. Genelde 10-16 yaşları arasında başladığı ifade edilmektedir. Bunların bir kısmı gizlilikle yaparken bir kısım kendini açıklamakta, bir kısmı erkeksi görünürken bir kısmı kadınsı olmaktadır.
Kinsey tarafından yapılan araştırmalarda, homoseksüelliğin en yüksek noktasının 16-30 yaşlan arasında yaşandığı, sonra gittikçe azaldığı 50-60 lı yaşlardan sonra büyük ölçüde ortadan kalktığı tespit edilmiş.
Küçüklüğümüzde, sokaktan geçerken taşlanan kadınsı davranışlı homoseksüeller, tarih içinde çeşitli ölüm cezalarına çarptırılmış ve toplum tarafından dışlanarak büyük eziyetlere maruz bırakılmıştır. Örneğin Gilles de Retz adındaki homoseksüel 1440 senesinde Paris’te yakılarak öldürülmüş. Bugün ise birçok ülke zeka ve her bakımdan normal olan homoseksüellerin cinsel tercihlerini anlayışla karşılayarak normal saymış ve onların evlenmelerine müsaade etmiştir. Tutucu ülkelerde ise, kadınla ilişkinin zor olması sebebiyle, daha çok yaygın olmasına ve rağbet bulmasına rağmen gizliliğini muhafaza etmektedir.
Dünyada gay ve lezbiyenlere her ülkede değişik açılardan bakılıyor demiştik. Hala bazı yerlerde bu tercihteki kişilere ölüm cezalan verilirken, birçok Avrupa ülkesinde ise evlenme izni ve serbestlik bazında yasal haklar tanınıyor.
Yakın zamanda İtalya’da piyasaya çıkan bir kitapta ise eşcinsel Katolik Papazlarının hayatı anlatılmış. Katolik dini eşcinselliğe karşı katı tutum sergilemesine rağmen asırlardır bu tür olaylar gizli gizli anlatılmakta. Marco Politi”in “İtiraf isimli kitabında; ismi açıklanmayan bir papazın itirafları dile getirilerek, eşcinselliğin özellikle genç din adamları arasında daha yaygın olduğu, ancak Papalığın karşıt tutumundan korktukları için çileli bir hayat yaşadıkları belirtiliyor. (28.12.2000 Hürriyet Gazetesi).
Ayrıca papaz eğitimi alan gençlerin cinsel arzularını soğutmak için penisleri üzerine soğuk mermer taşlara yatırıldıkları, rahip ve rahibeler arasında eşcinselliğin yaygın olduğu ve birbirlerinden ayrı bırakılan kadın ve erkeklerin arzularının daha da arttığı, ayrı cinsle ilişki kuramadıkları zaman, aynı cinsten birbirleriyle cinsel doyuma ulaştıkları basın ve yayın organlarında çeşitli şekilde açıklanmakta.
Türkiye açısından da bu konuda bir kargaşa mevcut, bir yandan geniş halk topluluğu eşcinselliği aykırı bir davranış şekli kabul edip uygun görmezken, erkek ve kadının ayrı yaşamaya zorlandığı bölgelerde, gizli eşcinselliğin çok fazla olduğu görüşü de hakim. Bu arada, AB ye üyelik açısından, özgürlüklere yeni kanun ve düzenlemeler getirilirken, bu konuda da özgürlük ve kimlik tanındığı gözleniyor. Birçok gay ve lezbiyen dernek ve kulüpleri kurulduğu ve bunların çoğaldığı bilinmekte.