Aşk ve sevgi

Bcmard Shaw ” Yanlışlık yaparak geçirilen bir yaşam, hiçbir şey yapmadan geçirilen bir yaşamdan, hem daha şerefli, hem daha yararlıdır.” der. Bu sebeple aşkı ve sevgiyi tatmamış olmak ne yazık ki önemli bir eksiklik ve sorundur.

Aşk hakkında yerleşmiş tek bir tanım getirmek mümkün değildir. Aşk kavramı da kişiden kişiye, toplumdan topluma değişen çok karmaşık bir kavramdır. Burada değineceğim açı ise, kitabın yapısı içinde kadın ve erkek arasında birbirlerine karşı duyulan yoğun ve olağanüstü histir.

Sevgi de değişken bir kavramdır. Genel olarak lügat anlamında: “Sevgi, kişiyi bir şeye veya bir kimseye karşı aşın ilgi ve bağlılık göstermeye iten kuvvetli bir duygudur.” Kişisel varlığı aşıp, paylaşmak ve bütünün potasında erimektir. Bir başka ifade ile, kişinin başka bir şeyle gelişmeye yönelik bütünlesin esidir. Bu bütünleşme; bireye, bir nesneye, tanrıya vs. karşı duyulabilir. Bu yüzden sevgi ve aşk kavramlarının onu tanımlayan insan sayısı kadar çok tanımı vardır.

Platon’a göre sevgi; “İnsanın içindeki, ruhlunuzun gerçek derinliklerine hır özlemdir. Bu özlem Eros-Sevgi’ diı: ” Empedokles’e göre sevgi ise; “Doğada şeyleri birbirlerine bağlayan güçtür. Karşıtı ise çalışmadır. “

Josc Ortega ve Plander’c göre sevgi ise; “Sevmek, nesneye doğru giden, onu sıcak bir onayla saran, sürekli akış içindeki ruhun merkezkaç edimi ve kişiyi, nesneyle bütünleştirip, onu olumlu bir biçimde doğrulamaya götüren bir edimdir “

Sevgi bir akıştır. Ruhsal maddeden oluşan bir ırmaktır. Sevenden, sevilene doğru ilerleyen ruhsal bîr ışınımdır. Sevgide, nesne ile simgesel olarak bütünleşiriz. Ruhumuz, inanılmaz bir biçimde genişleyerek bu uzaklığı kapsamaktadır sanki. Sevmek, sevilen şeye, sonu gelmez bir çabayla canlılık katma, onu yaratına ve isteyerek onu koruma eylemidir.

Stendhall ve Prost’a göre ise; sevdiğimiz şeyi benliğimizde ve zihnimizde süsleriz. Bu bîr nevi “billurlaşma.” olup, sevilen şey, olduğundan farklı ve üstün bir hale gelmektedir. Bu da bizi bazen hakiki varlıkları değil, onları kendi yarattığımız şekli ile sevdiğimiz durumlarına götürür.

Goethe ise; “İnsanların pek azı Ötekini olduğu gibi sever, onların asıl sevdikleri, kafalarında yarattıkları hayali kişidir. ” der. Bu kurama göre de sevgi, üst üste yığılmış kusursuzlukların düşlenmesidir.

Ancak, genelde üzerinde en çok birlik sağlanan noktalar, sevginin bilgi ve çaba gerektiren bir sanal olduğu, anne, çocuk, baba, toplum vs. sevgiler gibi, yozlaşan bu günün dünyasında, sevmeyi başararak ayrıcalıklı insan olmanın sağlanmasıdır.

Sevgi ve aşk çoğu zaman iç içe olduğundan, sevgi ve aşkı kısmen tanımlama ve birbirinden ayırma açısından konuya değinmekte yarar gördüm. Bu yüzden sevgi ve aşk, kadın-erkek aşkı ile karıştırılmaktadır.

Kadın ve erkek arasındaki aşkın kökleri çoğu zaman sevgiden gelmez. Aşık olmak bir istek hareketi ve bilinçli bir seçim de değildir. Bu yüzden korkunç duygu fırtınaları ve cinsel istek yaratan kadın ve erkek aşkı, cinselliğin bir süre devamı ve doyumla son bulabilir. Çünkü yadsınamaz bir doyum olan cinsellik, sevgi açısından, ikili bencilliktir.

Bize rüya gibi gelen aşk, esasında insanı çepeçevre saran bir gerçektir. Aşk olağanüstü ve karmaşık bir duygu selidir. Ne zaman, nerede, kimin karşısına, kiminle çıkacağı hiç belli olmaz. Beyaz atlı prens ve prenses düşlenirken, Kıyalarda görülse inanılmayacak birine aşık olunabilir.

Aşk hakkında birçok tanımlamalar olduğu gibi, mitoloji, sanat ve tarihin akışı içinde sayısız hikayeleri de vardır. Bir efsaneye göre; yeryüzünde insanlar yarı kadın yarı erkekmiş. Bunlar, bu üstün özelliklerinden dolayı tanrılara bile baş kaldırmaya başlamışlar. Bunun üzerine baba tanrı Zeus hepsini erkek ve kadın olarak tek vücuttan ayırıp ayrı insanlar haline gelirmiş. O zamandan sonra da, erkek ve kadın şeklinde ayrılmış yarım yaratıklar, öteki yarılarını arar olmuşlar ve bu arayışa da aşk denmiş.

Konumuzdaki aşkta, cinsel içgüdü aşkı harekete geçiren güçtür. Bazen, aşkın, cinsel içgüdünün çoğalmayla ilgili olduğu düşünülür. Ama aşkın cinsel içgüdüsünün tek amacı üreme faaliyeti de değildir. Aşk kadın veya erkeğin diğerine kayıtsız şartsız bağlandığı derin ve fırtınalı bir duygu selidir.

Yıldırım aşkı, birden doğan ve tutulanı aniden saran bir duygudur. Bazen ilk bakışta ihsanı çarpıtan ve “işte o” dedirtip, diğerine çılgınca aşık eden duygudur. Bazen de yıllarca görüp hiç ilgilenmediğiniz birini, bir anda bir bakış veya kelimeyle fark edip içine düştüğünüz duygu selidir. Çoğu zaman kadın veya erkek ideallerinde bir tip canlandırıp ararken, onunla hiç ilgisi olmayan birine tutulabilirler. Hayallerinde saf ve temiz bir aşkı ararken, feleğin çemberinden geçmiş birine tutulabilirler. Bu durumun mantıksal çözümü mümkün değildir. Bu gibi durumlarda aşık olan kişiye, aşık olduğu kişinin nesine aşık olduğu sorulsa cevap alınamayacaktır. Ancak alt bilinçle oluşmuş zincirlerin meydana getirdiği duygular önemlidir. Zamanımızda aşk ilişkileri cazibe ve şehvete daha çok yer verdiğinden, sağlam temellere de dayanmamaktadır. İletişim vasıtaları, etkileşim ve moda da aşk güdülerini etkilemektedir. Bu türlü aşkların çoğu şaşkın ve ümitsiz bir bitişle son bulur.

Bana sorarsanız asla aşkın şahsi tarifini yapamam. Yemekten içmekten kesilirim, buna rağmen dünyayı oynatasım, dağları delesim gelir. Boğazımda bir şeyler düğümlenir, kalbime hançerler saplanır, amansız bir işkence, tarifsiz bir mutluluk duyarım. Bana yeni bir sevdanın esaretini hissettirirken, yeniden başımın belaya girmesinden korkar, gene de onun üzerine giderim. Ve sonunda hep; karşılıklı gözyaşlarının pınar olup aktığı bir havuzda boğulurum. Bir yeni aşk beni o esaret ve boğulmadan kurtarırken, yeniden ve yeniden boğulurum. Hayat böyle devam eder, ölünceye dek ve kitaplar duygularımı anlatmaya yetmez.

Aşk konusu asırları kapsamış, kitapları doldurmuş, çeşitli görüş ve kavramlara sahip olmuş, hatta dünyanın gidişini etkileyecek kadar insanların yaşamına tesiri olmuş çok derin bir konudur. Ben burada kitap icabı aşka kısaca ve cinsellik açısından değinirken, pespaye, para ile yapılan veya sadece cinsel arzuyu tatmin için günlük olarak gerçekleştirilen cinsel ilişkilere değil, gerçek aşkı tadanlara, yüreklerinde kor gibi hissedenlere, birbirlerinin bakışında, tenlerine dokunuşlarında, cinsel birleşmelerinde tarifsiz heyecanlar hissedip farklılaşanlara “ne mutlu” diyorum.

Kız ve erkekteki; çocukluk ve gelişme devresine aşk ve sevgi konularına kısaca değindikten sonra, üreme organlarını bilimsel açıdan tanıtmakta yarar olacaktır. Çünkü zamanımızdaki cinsel açıdan oluşan serbestilere rağmen, hala belirli kesimlerde cinselliğin tabu ve ayıp olarak görüldüğü, değil karşı cinslerin cinsel organlarının tanınması, kendi organlarını dahi tanımayanlar da çoğunluktadır. Bu sebeple, cinsel organların asgari düzeyde tanıtılması ve açıklanmasında yarar bulunmaktadır.

sarılan kadın ve erkek

Comments are closed.