Kuşaklar arasındaki çatışma
Gençlik kişinin toplumda etkin olmaya başladığı devredir. Enerji, cesaret, ataklık, coşku ve özlemler dönemidir. Gençlik, doğanın ve yaşamın canlı akıcılığıdır. Bir başka ifadeyle gençlik; doğa ve yaşamın canlı akıcılığına uyum çağıdır. Korkunç enerji, bitmez tükenmez enerji savurganlığı, düşüncesiz yapılan işler, cesaret vs. hepsi gençliğin doğasında vardır.
Yaş ilerledikçe değişime ayak uydurmak güçleşir. Bu yüzden eski kuşak çatışma ve değişime karşıdır. Seks ilişkilerinde kıskanç ve kuralcıdır. Genç ve yaşlı kuşak çatışması kaçınılmazdır. Yaşlı kuşağın en büyük hatası, geçerliliğini yitirmiş eski değer yargılarıyla, çocuklarına ve genç kuşağa baskı yapmaya kalkışmasıdır. Gençlere anlayış gösterip, onlarla anlayış ve uzlaşma içinde olmaya çalışan sevecen büyükler ve yaşlılar, hem kendilerini genç tutar hem de genç nesli etkileyerek onlarla çok iyi bir uyum sağlayabilir.
Aşırı baskı altında yetişen gençler, tecrübe ve yetkinleşme olgusunu yasayamadan, çok yaşlı gibi hareket etmeye başlarlar. Bu baskıdan olduğu kadar, büyüklerini kendi mutsuzlukları pahasına mutlu etmeye çalışan, duygu sömürüsü altındaki zavallı gençlerde çok görülür. Oysa, kendi gençlik devresini kendi icapları gibi yaşayamayan gençler, bir daha da o günleri hiç yaşayamayacağından, ruhen sorunludurlar. Bu ilerideki yıllarda, onları ya mutsuz veya gençliği yaşama hevesi gibi davranış bozukluklarına sokar.
Genelde yaşlı nesil, kendinden sonraki genç nesli sık sık eleştiriye alır. “Biz o vakitler” diye başlayıp, bitmez tükenmez hikayelere girerler. Bazen ahlak profesörü olup, bazen de yaşadıkları zorlukları hayalleriyle de süsleyerek, “o günlerden bu günlere geldik” diye uzun uzun anlatırlar. Karşılarındaki çocuklar bunu ya yutmaz, sıkılarak kulak arkası eder, ya da suçluluk hissine kapılıp üzüntüye girerler.
“Hıh, şu kıza oğlana bak, el ele tutuşmuşlar, ayıp… Biz gençken büyüklerimize ne kadar saygılıydık… Yokluklar içinde biz bu günlere gelirken, onların aklı fikri belden aşağılarında ve ahlaksızca her şey apaçık ortada…” vs. derler. Şüphesiz büyüklerin çoğu birçok bakımdan haklıdır ve gençlerin de yanlış yapmamasını ister. Ancak o büyükler de, ya yanlış yapmamak için tecrübesiz kalarak bu günkü gençleri kıskanır olmuş yahut onlar da aynı yanlışları yaparak olgunlaşmıştır. El ele tutuşan veya seks ilişkisi kuran genç kız ve erkek, o anda ileride aynı duygularla yaşayamayacakları gençliklerinin tadını çıkarmaktadırlar.
Bu açıklamalarımla, tekrar belirtmek isterim ki, eski kuşağın gençlere tutumu hep yanlış değildir. Büyük yanlışlar içinde olanları uyarmak da onların görevidir. Mühim olan bunun dengesinin sağlanması ve gençlerin kaybedilmeden sağlıklı yetiştirilmesidir. Gençlere hoşgörü ve “empati” ile yaklaşmak anlamındadır.
Gençler, deneme ile öğrenir. Davranışlarının sonuçlarını, kendi yargılarıyla yargılayıp geliştirirler. Gençler büyüklerin nasihat vermesinden çok. Onların davranışlarını örnek alarak etkilenirler.
Yapılan araştırmalarda, gençlerin yetiştikleri aileyi seçme haklan olmadığını bilseler bile, bu haklan olmuş olsaydı, gene kendi ailelerini seçmek istedikleri ortaya çıkmıştır.
Öğretimde, bilim ve bilgi gelişir. Eğitimde ise amaç, davranış ve düşüncenin geliştirilebilmesidir.
Spor yönüm dolayısıyla, gençlere yakın olma mutluluğu ve şansına sahip oldum. Ön yargılı olmamama rağmen, çok istisnai olarak giyim, kuşam, davranış ve erkek-kız münasebetlerinde durumlarını beğenmeyip düşüncelerimde ön yargı ile değerlendirdiğim gençler, beni mahcup ettiler. Sonradan, onlarda; gizli kalmış bir mutsuzluk, açığa çıkmamış iyi hisler, sevgi veya sevgi beklentisi, ileri bir zeka, yardım etme duygusu ve mangal gibi de bir yürek gördüm.