Cinsellik

Cinsellik; eşeyli üreme ile ilgili bedensel, ruhsal ve toplumsal deneyim, yaşantı ve ilişkilerin bütünüdür. Cinselliğin tanımı mitolojik devirlerden başlamıştır. Zaman içinde çok geniş anlamlarda kullanılmış, doğa bilimlerinden, mistik konulara kadar genişlemiştir. Bazı canlılar; eşsiz üreme yollarıyla (tomurcuklanma, bölünme v.b.) çoğalırken, dişi ve erkek şeklinde yaratılmış canlılar ise eşli üremeyle çoğalırlar. İnsanlarda ise, erkeğin sperminin kadının yumurtasını döllendirmesi şeklinde bu üreme sağlanır. İnsanlığın var oluşundan beri bu, bazı istisnalar dışında (yeni bulunan tıbbı yollarla suni döllenme vs.) erkekle kadının, cinsel organları kanalıyla cinsel birleşmeleri şeklinde olur.

Asırlar boyunca çeşitli topluluklarda değişik sebeplerle cinsel kalıplar oluşmuş ve bu kuşaktan kuşağa, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişerek etkileşimler içinde devam etmiştir, İnsanda akıl ve düşünce geliştikçe cinselliğe bakış açısı değişmiştir. Bu sebeple insan, cinselliği öğrenmiş olan ve ona kurallar koyan tek canlıdır.

İnsanlar günlük hayatta çeşitli nedenlerden ve etkilerden, yalnız olarak veya erkek ve kadın olarak birbirlerine karşı cinsel dürtü hissederler. Ancak, her toplumda bu dürtü aynı şekilde cinsel eyleme geçemez. Çünkü bunların eyleme geçmesi, her toplumda değişik sınırlarda oluşmaktadır. Evlilik, din, evlilik dışı ilişkiler, aynı cinslerin ilişkileri, beklentiler, kültür vs. erkek ve kadının cinsellik davranışlarını etkiler. Bugün bile bazı toplumlarda evlilik dışı ilişki yasak veya günahken, bazı toplumlarda bunlara olağan bakılır. Bazı toplumlarda, kızlık, sünnet, evlilikten önce ilişki, çeşitli cinsel sapmalar (homoseksüellik, lezbiyenlik vs. gibi), tek eşlilik, çok eşlilik, öpüşme, çıplaklık, çarşafa bürünerek kapanma, hatta hayvanlarla ilişki ve daha burada sayılamayacak kadar çok şey, hoş görülebildiği gibi, bazı toplumlarda aynı şeyler yasak ve günah sayılıp, aşağılanıp ayıplanır veya ceza görür. Bunların belirlenmesi, nüansları dahi ayrı yorumlara yol açar.

Cinsellik geniş anlamda, kadın ve erkeğin birbirlerine karşı veya bedenlerinde hissettikleri cinsel arzu olsa bile, sadece cinsel organlara bağlı bir etkinlik ve doyum da değildir. Birçok psikanalitik ve felsefi görüşe göre: Bütün yaşamın libido denilen cinsel enerjiden oluştuğu ifade edilir. Daha bebeklikten başlayan ve yaşam boyunca devam eden, ağız, meme, dışkılama vs. gibi değişik haz bölgelerinde libido oluştuğu gibi, bunun en olgunlaşmış şekli sonunda üreme ve cinsel ilişki şeklinde en üst seviyesine gelerek odaklanır.

Çocuk doğuşta, hiçbir koşuldan etkilenmeden hür ve özgürdür. Çocuk ağzındaki haz alma duyusuyla, doğal olarak açlığını giderecek şekilde annesinin memesini, emer veya mama ister. Gene aynı şekilde doğal olarak oluşmuş dışkılama duygusuyla yaşam işlevlerinin bir başka kısmını yerine getirir. Ancak zaman içinde büyüdükçe, dış etkilerin baskısıyla, özgür düşünce yerine etkilenmiş düşünce ile libido olaylarında utanç, baskı ve

karşı koyma duyguları gelişir. Çocuğun en yakınındakilerden başlayarak bütün toplum ve o toplumun kültür ve yasaları, zamanla çocuğu cinsellik konusunda etki altında bırakarak koşullandırır. Erkek ve kız çocuğu olmasına göre, bu etkileşimler neticesi cinsel kimlik kazanarak, cinsel organları ile ilgili değişik duygu ve düşüncelere sahip olmaya, başlar.

Kız ve erkek çocuk büyüdükçe, cinsel kimlikleri ve biyolojik yapıları olgun kısarak libidoları cinsel organlarında yoğunlaşır ve aşırı cinsel istek duymaya başlarlar. Bunlar doğanın gelmiş, geçmiş ve gelecek, değiştirilemez gerçek olgularıdır. Cinsel birleşme, cinsel organlardan zevk alma ve doyum dayanılmaz boyutlara çıkar.

Ne var ki evvelce ve defalarca belirttiğimiz gibi, toplumlar; din, ahlak, kültür vs. nedenlerle, cinsel arzulan ve ilişkiyi çeşitli nedenlerle değişik şekillerde, cinselliği ve cinsel ilişkileri denetleme, kısıtlama, hor görme, günah sayma vs. gibi düzenlemelere sokmuşlardır.

Comments are closed.