Cinselliğe ahlak ve erdemler açısından bakış
Ahlak ve erdemler de, devirden devire, toplumdan topluma, kültürden kültüre, dinlerden dinlere, hatla aynı toplum içindeki kişiden kişiye değişen bir değerler yumağıdır.
“Bir gün Menon Sokrat’a, erdemin ne olduğunu sormuş. Sokrat kendisine, Thessalia veya Larissa’lılara sormasını, onların bilge ve kültürlü insanlar olduklarını söylemiş. Menon onlara sormasından sonuç alamayınca, tekrar Sokrat’a gelerek bu defa, erdem, ve ahlakın ne olduğunu bilmeden, onları elde etmenin yolunu sormuş. Sokrat ise gayet sakin; bunu kendisinin de bilmediğini ve bir bilene de rastlamadığını söylemiş.”
Değişik tarifleri olsa da. Erdem; ahlak kurallarına uygun olarak yaşamak ve davranmaktır. Belirttiğim gibi, aynı toplum içindeki her sınıfın da erdem ölçüsü kendine göredir. Örneğin güçlünün erdemi kuvvet, güçsüzün erdemi kanaattir. Buna göre, erdem ahlaki bir davranış biçimi olup, akıl ve bilinçle uygulanır.
Ahlak ise; insanların, toplum içindeki davranışlarını ve birbirleriyle ilişkilerini düzenlemek amacıyla başvurulan kurallar dizgesi, başka insanların davranışlarını olumlu veya olumsuz biçimde yargılamakta kullanılan ölçütler bütünüdür.
Ahlak kuralları genelde yazılı olmadığı halde, hukuk ve dinlerle özdeşleştiği durumları çoktur. Örneğin ırza geçmek ahlak kurallarınca kötü olduğu gibi, hukuk kurallarınca da yasak ve suçtur. Hukukun müeyyidesini devlet koyar ve takip eder, ahlakı ise toplum ve bireyleri değerlendirir.
Diğer taraftan hukuk, bireylerin eylemlerine yönelip ceza uygularken, ahlak bireylerin cinsiyet, davranış vs. gibi çok. daha geniş davranışlarını inceler ve bunları kınama ve toplum dışına itme gibi eylemlere götürür.
Ahlak, toplum içinde bireyi aileden alır ve bütün yaşamı boyunca takip eder. İyi ve kötü şeklindeki değerlendirmelerle, kötü davranışlar açısından, kişide “utanma” duygusu yaratır.
Diğer taraftan her din, kendi bünyesinde, kendine göre bir ahlak anlayışı getirmiştir. Burada da ahlaksızlık “günah” olarak nitelendirilir.
Hangi davranışların ahlaklı veya ahlak dışı olduğu felsefenin “etik” alanına girer.
Günümüz toplumunda ve felsefi görüşlerde, genel olarak ahlak, hukuk ve dinlerin etkisinden soyutlanarak; “özgürlükçü ve usçu” ahlak anlayışına yönlendirilmiştir. Hatta Nietzsche ve ondan etkilenen “Var oluşçular” tarafından, yaşanılan toplumlar ve ahlak kuralları eleştirilerek, ahlaktan bağımsız, özgür bir yaşam biçimi düşüncesine kadar gelinmiştir.
Ahlakı insanlar zaman içinde yaratmıştır. Çünkü yapılan antropolojik tetkiklerde, hukuk, ahlak ve erdemlerin mevcut olduğu görülmüştür.
Taş devrinde, kadına sahip olan erkek, bunu belli etmek, hakimiyetini kanıtlamak ve kadınına dokunulmazlığı simgelemek için, mağarasının önüne belirli taşlar koyarmış.
Dinsel ahlak, daha çok, en yararlı ve geçerli şekilleriyle bile olsa Allah korkusu ve Ölüm sonrası yaşamın yaptırımlarına dayanır. Bu sebeple dinsel ahlak değişken değildir, tabudur ve tartışılmaz.