Kerhane (Kâr hane-Genel ev)
Kerhaneyle ilk tanışmam 14 yaşında oldu. Spora başladığım için iri olduğumdan büyük gösteriyordum. Arkadaşlarımın da çoğu bu yüzden benden birkaç yaş büyüktü. Bir gün beni Beyoğlu Ağacami’nin arkasındaki “Abanoz Sokağı” denilen yere götürdüler. Koca adamlar, kapılardaki ufacık deliklerden, kendilerinden geçmiş içerilere bakmaya çalışıyorlardı. Ben de aralardan girip bir evden içeri baktığımda şok oldum. “Aman Allah ‘im ne manzaraydı.” Kadınlar iç çamaşırları ile oturmuş, her tarafları gözüken çıplak vücutlarıyla müşteri bekliyorlardı. Baktığımı gören kadınlardan biri bana “gel” diyerek işaret etti. Vücudumu korkunç bir ateşin sardığını, kalbimin göğsümden çıkacakmış gibi attığını, büyük bir suçluluk hissi duyarak çok da utandığımı hatırlıyorum.
Sonra birkaç arkadaş içeri girip çıktı. Sanki Amerika kıtasını keşfetmiş veya meydan savaşını kazanmış muzaffer bir kumandan gibi gururlanarak, içeride olanları ballandıra ballandıra anlattılar. Ben ise, içeriye girmesem bile, bir yandan oraya gittiğim için utanç ve suçluluk duygusu hissediyor, bir yandan da “o iş nasıl yapılıyor” diye, düşlerken, aklım karışıyor ve vücudumu dayanılmaz ateşler basıyordu.
O sıralar genel evlerde, sağlık kontrolleri yeterli olmadığından, prezervatif kullanımı yaygınlaşmadığı için, alımı pratik olmayıp ayıp da sayıldığından, tedavi şekilleri de daha yetersiz olduğundan, arkadaşlar buradaki deneyimlerinde sık sık hastalık kaparlardı. Bunun en yaygın olanı o zamanlar “bel soğukluğu” denilen, penisin meni ve idrar yolunun kadından mikrop kapması, sarı bir akıntı ile yanma meydana getiren hastalıktı. Buna delikanlılık aleminde “kamışım kırıldı” derlerdi. Bu kadınla ilişkiyi delikanlıca açıklayan ve bunu gizli bir gurur vesilesi sayan bir tabir olarak kullanılırdı.