Basın ve edebiyattaki cinsellik
Artık basın ve TV lerde, internet ve birçok iletişim vasıtalarında, en açık şekliyle cinselliğe değiniliyor. Bir gazete haberinde; İtalya’da L’Aquila Üniversitesinden Dr. Ernmanuel Jannini’nin yaptığı araştırmalar neticesi, futbolculara seksin çok iyi geldiği yazılıyor.
Artık seks hakkında tabular yıkılmış olmasa bile yazılar yazılabiliyor. Ancak bunlar tam bir öğreti içinde olamıyor. İsteyen bir “tık” la dünyanın her yerindeki kişilerle, seks konusunda temas kurabiliyor, en açık resimleri önüne getirebiliyor.
Yazılara ise, birkaç örnek vermek gerekirse: Oldukça geniş bir okuyucu kitlesine hitap eden Serdar Turgut; çeşitli yazılarında seksin uç noktalarında dolaşabiliyor. Viagra’dan, çeşitli seks konularından çok açık şekilde bahsedebiliyor. Örnek vermek gerekirse; “…Dünya tarihinin gelmiş, geçmiş en uzun penisine sahip olan John Holmes’i sahnede sevişirken izledim. Bir filin çiftleşmeye çalışmasıyla temelde aynı görüntüydü bu aslında ve lütfen inanın bana son derece de fantastikti… Annie Sprinkle’ı de gördüm sahnede.. En büyük özelliği otomatik çimen sulama makinelerine benzer bir şekilde çiş yapmasıydı. Kendisi bir iskemleye oturur ve hafif titremeye başlardı. Sonra aniden küçük tuvaletini yapardı… Onun işemesini fantastik yapan şey, istediği noktaya doğru istediği uzunlukta ve şekilde işeyebilme-siydi. Ön sıralarda oturan bir çok seyirci, sahneye yakın oturduklarına pişman olmalıydılar aslında… Annebel Chong adındaki bayan on saat içinde 251 erkekle seks yapmış. Bu bir dünya rekoru…saatte 25 bayla sevişmiş bayan…Yani her adam, ortalama iki dakika otuz saniyede orgazm oluyor…İstanbul’daki seks dükkanlarında şişme kadınların yanında şişme eşek ve keçi de satılıyormuş…”
Duygu As en a ve birçok kadın yazar, feminizmi en uç noktalarına kadar savunuyorlar.
Ayşe Arman da; dikkat ve zevkle okuduğum sıra dışı yazılarında; “Vajina Monologları’ııdan, seks, orgazm ve kadının cinsel özgürlüğünden” en açık şekilde ve özgürce bahis edebiliyor. Örneğin “..Ayrıca hiç anlamam, neden bakire kız hayali kurulur ki? Tenis bile, oynamayı, bilen insanlarla daha zevklidir. Ama tabii kötü tenis oynuyorsam, hiç oynamayı bilmeyen birini tercih edebilirim. Çünkü ancak ona hava atabilirim! ..Bak aklıma ne geldi: Keşke gelecekte bütün kız çocukları zarsız doğsa. Ya da seri üretim halinde hepsinin kızlık zarı elastik olsa!”
Esprili ve hoş kadın; Pakize Suda ise; “,. Seks yalanlarında; ..Burnu büyük erkekleri penisi de büyüktür. Bunun yalan olduğuna sevindim. İnsan biraz merak etmeli, hayal kurmalı. Neyle karşılaşacağını bilememenin heyecanını yaşamalı. Ne o öyle, burnuna bak gerisini merak etme sen. Şimdi burnu küçük erkekler, bu yalanı çıkarıp yayanlara tazminat davası açsalar yeridir. Yıllar yılı “vallahi değil, inanmazsan göstereyim” hallerinde dolaşıp durdular..”
Füruzan ise: “Ah biz zavallı talihsiz kadınlar. Gövdemiz sörpüyor, kol altlarımız bolanyor, rahmimiz çekilip kuruyor.”
Cinsellikle ilgili bilimsel araştırmaların çoğunu kadın yazarlar yapıyorlar. Örneğin Şule Türker’in 10.03.2001 tarihli Sabah Gazetesi’nde “Osmanlı’da Cinsel Kültür” isimli yazı dizisinde: “..17. yüzyıldan kalan ve Evlilik Armağanı olarak Türkçeye çevrilen bahnamede; ..Kadınların cinsel ilişkiye uygun oldukları yaşın başlangıcı 9 yaşını bitirip 10 yaşına girincedir.. Kadınların tazeliğinin sonu 40 yaşına kadardır… Kadınların kullanılması 10 yaşından 36 yaşma kadardır… 13-15 yaşları arası kadınların geyik etine girdikleri zamandır ki organlarına tazelik, çehrelerine pembelik gelir… 20 ile 30 yaş arasında cinsel ilişkilerinden daha lezzetli bir şey yoktur… 30 ile 36 yaş arasında uzuvları gevşer, şehvetleri söner, cinsel birleşmede lezzet olmaz… Kadınların doyuma ulaşmaları ise şöyle tespit edilmiş: Doyuma ulaşırken ellerini ayaklarını bırakırlar, alnı terleyip eklemleri gevşer, titreme gelip şehvetinden erkeğine sarılır…”
Milliyet Gazetesinde Banu İçöz bir yazısında: ”Gönül her şeyin en iyisini istiyor.. Yatakta da iyiyseniz kim tutar sizi.. Erkekler için sorun yok. Kadınlar mı? Ya evde oturup bekleyecekler., ya da tıpkı erkekler gibi yapacaklar. Yani hoşlandıkları herkesin tadına bakacaklar.. Kadın, kötü bir seksin ardından bile erkeğe bir şans daha vermeye ayar ediliyor.. Kadınların mütemadiyen erkekler hakkında konuşması, yatakta meninin nemi kurumadan telefona sarılıp kankasını araması da bu yüzden.”
Ahmet Altan’ın en çok satan kitaplarından biri olan “Kılıç Yarası Gibi” romanında: “Şeyh Yusuf Efendinin.. Gelinle zifaf odasına girmek için duyduğu o korkunç istek, baştan aşağı siyah cüppenin altına gizlenen o günahkar arzu… Kadınlar bölümünde, bazıları birbirlerine sarılmış, birlikte kendilerinden geçerek iki yana sallanıyorlardı; bedenlerinde bir boşalma, kasıklarında bir hoşlaşma hissederken yüzlerine al basıyor, bedenlerinin içinden boşalan güzel kokulu sıcak sularla rahatlıyorlardı… Mehpare Hanım, zikrin sonuna kadar .. üç kez aynı coşkuyu yaşamış, içerisi çözülüp çözülüp boşalmış, bacakları titreyip güçsüzleşmiş, zifaf odasına bedeninden başka verebileceği hiçbir şeyi kalmamıştı… Hikmet Beyin dili bacaklarının arasına değdiğinde bir an kaskatı kesildi., o güne kadar hiç çıkarmadığı korkunç bir iniltiyle birlikte, kendini iyice kaybetti, dişlerini Hikmet Beyin sırtına geçirdi….Matmazel Helen, Hikmet Bey ve Karısı Mehpare birlikte sevişiyorlardı. Sevişmenin, masumiyetten uzaklaştıkça daha çok zevk verdiğini, suçla zevk arasında inanılmaz bir ilişki olduğunu keşfediyorlardı, hiçbir şey suç kadar keyif verici değildi…”
Dünyada en çok okunan ünlü yazarlar listesinin başlarında yer alan Charles Bukowski’nin “Kadınlar” isimli eserinde ise: “Lydia’ya sarıldım, uzun bir süre öpüştük. Onu lavabonun kenarına dayayarak kamışımı sürtmeye başladım… Lydia eliyle benimkini yakaladı ve blucinin ön tarafından külotuna bastırdı. Ben de parmak ucuyla onunkini uyardım. Sulanmıştı… Blucinini ve külotunu çıkardı. Organı orada tam karşımda duruyordu… Üzerine uzandım ve kendimi içine girmiş buldum… Hemen hemen 10 kere gidip geldikten sonra içine boşalıverdim… “Seni orospu çocuğu! İçime boşaldın” dedi… Tekrar yattığımızda Lydia “Bu vajina. Klitoris ise gizlidir, ara sıra ortaya çıkar, pembedir ve çok duyarlıdır. Onu keşfetmelisin, dilinin ucuyla dokunmaksın ona…Ben daha aşağılara indim.. “Hayır yapamazsın., kan ve sidik gelir oradan düşün kan ve sidik…” dedi. Yalamaya başladım… Hızla soluduğunu ve inlediğini duyuyordum. Beni de uyardı bu. Kamışım sertleşmişti… Klitorisiyle oynadım. Kıllarla karışık bir sıvı geldi. Lydia inliyordu… Tam boşalmak üzereyken aşağıya kayıp penisimi ağzına aldı…”
Amerikalı ünlü yazar ve birçok kitabı bütün dünyada baskı rekorları kıran Henry Millcr’in sadece “Kara İlkbahar” kitabından bir alıntı ise; “Anahtar deliklerinden gözetlemeler bitsin! Geceleri mastürbasyonlar bitsin! İtiraflar bitsin! Sökün haydi kapıları pervazlarından! Öyle bir dünya isterim ki orada vajina, dürüst ve çırılçıplak bir yarıkla simgelensin… O sevimli vajinaları gizlenmiş, biçimsizlikleştirilmiş, ülküleştirilmiş görmekten tiksiniyorum. Sinir ağlarını açıkça gösteren sevimli vajinalar! Genç bir bakireyi, yatak odasının gizliliğinde mastürbasyon yaparken, yada da tırnaklarını kemirirken görmek istemiyorum… Bacaklarının arasında güzel, dürüst ve çırılçıplak bir yarıkla Havva… Gerçek hermafroditler istiyorum, güçsüz bir penisle ya da kurumuş bir vajina ile yürüyen sahtelerini değil. Bokun bok, meleklerin melek olduğu klasik bir katıksızlık istiyorum… Öyleyse haydi, klasik bir saflığı arayalım; tüm sansürler cehenneme!”
Yerli ve dünya edebiyatından bu nevi misalleri milyonlarca vermek mümkün. Cinsel olaylar da asırlardır, gizli veya açık, manastırlarda, saraylarda, gecekondularda, devam ede gelmiş ve etmekte. Yaşadığımız anın her saniyesinde, milyonlarca insan cinselliği değişik şekillerde yaşıyor. Çünkü yemek, içmek, hava, su kadar cinsellik de bir gerçek. İnsanlığın oluşmasından bu güne ve bundan sonra insanlığın yok oluşuna kadar gidebilecek en önemli gerçek. Çünkü seks hayatımız, doğrudan doğruya kendi hayatımızla ve çevremizle gelişen bir hayat. Yaşamımızda nasıl kendi gerçeklerimizden kaçamaz isek; seksin sorunları, etkileri ve gerçeklerinden de kaçamayız.