Ah şu TESTOSTERON
Cinsellik konusu, o devirde biz gençlerin tüm yaşamlarımızı kapsayan, fakat konuşulması bile ayıp olan bir tabuydu. Onun için de her şey gizli yapılırdı. Kimseye sorulamazdı. Bir gün gazetede “Kız oğlan kız birinin, ırzına geçildiği” yazıyordu. Hem kız hem oğlan demek ne idi? Irza geçmek ne anlama geliyordu.
Büyüğümüz olan arkadaşlardan yalan yanlış bilgiler ediniyorduk. Babam bir gün elinde “Tenasül Hayatımız ve Seksoloji” yazan bir kitapla eve geldi. Biz üç erkek kardeştik. Bize “Çocuklar, bu kitapta nasıl doğduğunuz, bazı organlarınız yazılı, diğer kitaplar gibi bunu da okuyun” dedi. Durumu anlamıştık. Bir bakıma da böyle aydın davranan bir babamız olduğu için şanslı da sayılırdık. Gene de birbirimizden gizli okur, arkadaşlara da gösterirdik. Şurası şu, burası bu diye. Arkadaşlar da kitabı bizden alıp okumak için sıraya girerlerdi. Sonradan bizdeki kitapları kızlar da öğrendiğinden, biraz serbest olanları gelip bizden ister, sonra da bazı sayfalan yırtılmış olarak zar zor bize iade ederlerdi. Böylece cinselliği gizli gizli bir ucundan yakalamaya çalışırdık.
Sonunda sünnet olurken, erkek, kadın tüm büyüklerimizin bize verdiği sıfat “erkeklik” ti. Ne kolay erkekliğe terfi ediliyordu. Bu duygu bizi, kızlara karşı üstünmüş konumuna sokarak sanki bir matahmışız gibi böbürlendirirken, zaaflarımızı, sevgilerimizi, göz yaşlarımızı saklamanın da sorumluluğunu getirdi ve yaşam boyunca bu ruhsal çelişkileri de yaşattı.
Gerçi o zamanlar oturduğumuz kenar semtte erkekliğe ve ahlaka verilen değeri ve kanımca bana kazandırdıklarını da küçümseyemeyeceğim. Abartılarına rağmen bile olsa, bana yaşamım boyunca, erkekliğime sahip çıkmamın ve onun getirdiği değerleri korumanın inanç ve cesaretini verdi. Akraba, arkadaş yakınları, sübyanlar, saf ve temiz genç kızlar, size güven duyup dostça yanaşan kadınlar, gönülleri başkalarında olan kadınlar, aciz kadınların bu durumlarından yararlanmak, parayla onları elde etmek ve kendi onurumu küçülterek kadınlara karşı yapılacak sırnaşmalardan duyduğum tiksinti, bende hep tabu ve uyulması gerekli kurallar olarak kaldı. Bundan da asla şikayetçi olmadım. Doğru veya yanlış, kendime olan saygımın en önemli unsurlarından biri de bu oldu.
Bir bayan yazar “Sünnet çocukları için her seferinde hüzünlenirim… Zaten insan bedeninde her şeyi mükemmel yaratan Allah’ın sonradan düzeltilen o hatayı neden yaptığını bir türlü çözememişimdir.” diye yazıyordu. Ben de Tanrının kadın ve erkeğin cinsel organlarında, sonradan düzeltilecek bir kusur mu yaptığını hep düşünmüşümdür. Erkeğin sünnetle kesilecek erkek organının derisi kadar, kadının kadınlık organındaki sonradan yırtılacak kızlık zarı bana hep hüzün verir. Kadın-erkek cinsel organlarının değişik yaratılışı yetmiyormuş gibi, toplumların bunları daha da değiştirmeye çalışan tutum ve bakış açıları, erkeklik, kadınlık, namus ve iffet yargılan, kişileri kendi organlarının özgürlüğünden uzaklaştırıp çeşitli baskı ve toplum yargılan altında bıraktı. İlişkilerimiz hep bu Önyargılar ve bakış açılarıyla yürüdü.