Kadınlara karşı çeşitli duygu ve düşünceler

Biz üç erkek kardeştik. Ailemizde pek kız çocuğu da yoktu. Babam denizci olduğundan aylar süren uzun seferlere çıkarak nafakamızı temine çalışırken, annem bizim üzerimizde daha etkili oldu.. Bizim terbiyemiz, okumamız, her şeyimiz için kendini bizlere feda ederek çırpınıp dururdu. Onun bu mücadelesi ve yalnızlığı bende anneme karşı zaaf ve acıma yaratmış ve bu duygu bütün kadınlara bakış açıma da yansımıştır. Küçük bir kız çocuğunu bile sevmeyi beceremem. Onu incitecek miyim diye korkarını. Kadınları elimden geldiğince korumak ister, kahır ve üzüntülerinden ıstırap duyarım. Küçük kız yeğenlerime ve tanıdığım genç kızlara, büyük hanımefendilermiş gibi, elimden geldiği kadar nazik davranmaya çalışırım. Onlara iyi Örnek olup böyle muameleye alıştırırsam, ayrıcalıklarını ve değerlerini hissederler ve evlenecekleri erkeklerde de aynı özellikleri ararlar, kendilerini de saydırırlar diye düşünürüm.

Hislerimi abartmak ve yanlış anlaşılmak istemiyorum. Şüphesiz, kadınlara karşı hatalı davranışlarım, yanlış düşüncelerim de olmuştur. Zaman zaman bir erkek olarak bu ilişkilerde boşluğa düşüp onlara kızdığım da olmuştur. Fakat geneldeki yaklaşımlarım bu yöndedir.

Kadınlar hakkında verilmiş olan yargılar, erkek mantığına göredir. Şüphesiz kötü kadınlar da vardır. İstediği erkeği elde edebilen şeytani zekalı, erkekleri ellerinde oynatanlar ve hayatlarını söndürenler, nankör olanlar, evleninceye kadar cicim deyip evlendikten sonra dişini gösterenler ve hiç ummadığınız şekilde ve zamanda değişebilenler. Bu genelleme bizi çıkmaza götürür.

Bana göre her iki tarafın da birbirlerine empati ile yaklaşması lazımdır. Hele hele, kadınlar hakkında verilmiş olan yargıların çoğu erkek mantığına göre olunca bu daha da önemlidir. Gereğinde, erkeğin kadını anlayabilmesi için, kendini kadın yerine koyması ve kadın gibi hissetmeye çalışması gereklidir. Erkek kendini kadın yerine koyarak, onun sıkıntılarını, sevinçlerini, annelik duygularını vs. her şeyi olabildiğince hissetmeye çalışmalıdır. Ancak kadım bu şekilde biraz olsun anlayabilir. Ancak bu iddialı ve yanlış anlamaya müsait açıklamayı biraz daha açmakta yarar görüyorum. Bu erkeğin erkeklik duygularını bir tarafa bırakıp, kendini cinsel kimlik açısından kadın olarak hissetmesi anlamında asla değildir. Bir hayvanı, çocuğu, yaşlıyı anlayabilmek için de kendimizi onun yerine koymak ve bir an için onun gibi hissetmek gerekir. Tanımaya ve sevgiye yönelik bu transfer ve gelişme, bizi “o” yapmaz. “Ben” olarak kalırız, fakat “o”nu da iyi algılar ve anlarız.

Her kadının yüreğinde, genç kız varlığı yatar. Kadınlarla münakaşada kazanmanın da hiçbir önemi yoktur. Bu yolla erkek, kazandığından fazlasını kaybeder. Onlarla iyi arkadaş ve dost olmak da bir sanattır ve her sanat gibi onun da eğitimi vardır.

Kadın ve erkek vücutlarının kendi bünyelerinde erotik çekicilikleri vardır. Fakat kadın vücudundaki erotizm asırlarca tehlikeli görülmüş, kadınları idare eden erkekler tarafından saklanmaya çalışılmış, yabancı kadınlarda ise erotizm aranmıştır.

Birbirinden ayrı düşürülen kadın ve erkek, karşılıklı dostluk, sevgi ve üretimi de kaybediyor. Düşler, aşklar, yaşam bütünlüğünden kopup uzaktan yaşanır hastalıklı duygulara dönüşüyor. Kadın vücudu; tehlikeli, ayıp, saklanacak, korunacak, cansız bir madde gibi görüldükçe, erkeklerin tecessüs ve ilgisi daha da artıyor. Kadın kendi bedenine ve aklına sahip çıkacak şekilde yetiştirilirse, erkekler de kendilerine daha çeki düzen verebilirler.

Tanrı her kadına ayrı bir güzellik vermiştir. Boylu, boslu, sarışın kuzey ülkeleri kadınıyla, belki onlar kadar gösterişli olmayan, fakat ırklarının özelliklerini taşıyan cıvıl cıvıl uzak doğu kadınının veya bir zenci, kadınının arasında belki görünüş farklılıkları olsa da, ayrı güzelliklere sahip oldukları inkar edilemez.

Eğer güzellikler kadınlarla paylaşılamıyorsa neye yarar. Sevişmek de bir sanattır. Bir taraf sinsi bir avcı, diğer taraf saf veya isteksiz olursa ondan ne zevk beklenir. Gerçek zevk belki o an, tatlı bir müzik eşliğinde, yediğiniz yemekte paylaştığınız, o birliktelikle yetinmek gereken duygulardır. Saygı veya sevgi gösterdiğiniz bir hanımefendiden, saygı veya sevgi hatta her ikisini görebilmektir. Yahut, kadının nemlenmiş teni ile baygın bakışları içinde, mutluluktan ışıldayan gözleri ile, nefes nefese adınızı soluyup, sizi sevdiğini söyleyerek, iştiyakla sizi sarıp içine aldığı andır. Yahut sizin onu, kollarınızın arasına alarak onda yarattığınız güvenli şefkat ve zevktir.

Bence bir erkeğin her kadına bakışında ve bir kadınla beraber olduğu zamanlar, her anın akışında ayrı bir gerçek zevk vardır. Sevgilinizi, damarlarımızdaki kanda ve kalbinizin her atışında hissedebilir, bir genç kızın bakışında, pınarın fışkıran berraklığını ve saflığını görebilir, olgun bir kadında sakin bir kumsalın huzurunu, dost bir kadında dostluğun en güzelini, annede karşılıksız sevgi ve saygının dayanılmaz mutluluk ve güvenini, daha nice kadınlarla doyumsuz ve güzel hisler duyabilirsiniz. Bazen bütün bunları bir kadında bulduğunuz zamanlar da olabilir. Ama bence en önemlisi; kadının iç dünyasında, onun fırtınalar kadar coşkulu, en bilinmeyen sırlar kadar gizler içinde, ama belki de çok küçük bir sevgi ve mutluluk İçin, canlarını verecek kadar açık ruhlarının derinliklerine inebilmektir. Bir erkek bu gayreti göstermemiş ise ve bir kısmını tadıp tattıramamış ise neye yarar? Öylesi binlerce cinsel ilişki yaşanmış olsa bile, gerçek bir duygu yoksunluğudur diye düşünüyorum.

“İnsanın sevgiyle bütünleşmeden, ayrılığını fark etmesi utancın kaynağıdır.” Bu aynı zamanda suçluluğun ve huzursuzluğun da kaynağıdır.

Kadın-erkek eşitliğini; kadınların erkeklerle eşit olmaları, aynı haklara sahip bulunmaları, erkekler tarafından ezilmemeleri anlamında benimsiyorum. Ancak “Aydınlanma Felsefesi” nin getirdiği “ruhun cinselliği yoktur” şeklindeki, çok da hak verdiğim görüşü, kadın-erkek çekişmesi durumuna sokulursa; bundan eşitlik veya ayrılık ya da kadın ve erkeğin aynı kıstırılması durumu ortaya çıkar ki bu da canavar yaratır. Tabiatın temelinde bulunan kadın ve erkek cinsel aşkının da yitirilmesinden korkuyorum. İşin boyutu kaçı alırsa ne erkekte kadına yaklaşabilecek yürek, ne de kadının keseceği penis bite bulunamayacak. Kadın olmak çok zor! Kadın olmak çok güzel! Kadın aşağılanmış veya erkekten üstün! Derken kadın olmak çok kafa karıştırıcı bir duruma geliyor. Galiba yeneni ve yenileni olamayacak bir savaş. Bize kadını kadınlığını yitirmem iş, erkeği kadınlaşmamış toplum gerek.

Ayrıca kadını ezen sadece erkekler değildir. Kadın kendi hayatından sorumlu olmaktan vazgeçerek, kendi kendini ezdiriyor. Bir kısmı da işin kolayına kaçıyor. Hatta dul kadını önce evli kadın arkadaşı evine almaktan çekiniyor. Şartlanmalar ve Ön yargılarla, çeşitli kesimlerde en uç noktalarda, beyinleri yıkanmış ideolojik kadın ve erkek robotlar çoğalıyor. Para, mevki, rekabet vs. bunları körüklüyor. Bir sürü kadın ve erkek olaya iki ucu kirli değnek misali ya en uç noktasından yaklaşıyor ve kutuplaşıyor ya da teslim oluyor. Tabii sonu gelmiyor ve gelmeyecek de. Kadına gençliğinde tehlikeli bir şeytan ve cinsel olgu, yaşlılığında ise köşesine çekilip torunlarına dadılık yapacak bir melek olarak bakılıyor. Oysa, bilimsellikte telifçilik dediğimiz en uç noktaların yararlı bölümlerinde uzlaşarak karşılıklı özveri ve toleransla uyum sağlama gayreti hep göz ardı ediliyor.

Halbuki bir yurtdışı seyahatimde, İspanya’nın çok güzel bir sahil kasabası ve turizm merkezlerinden biri olan Alicante Benidorm’da kaldığım otele gelmiş bir yaşlılar kafilesine rastlamıştım.. Çoğu 60 lı yaşların çok üstünde, hatta 80 yaşlarında olan kadın ve erkekler, aynı genç sevgililer gibi, otelde el ele tutuşmuş dolaşıyorlardı. Akşam balosunda birbirlerine sarılıp harika danslar yapıyorlardı. Yani o yaşlarda kendilerinde kalabilmiş ancak daha da anlam kazanmış cinselliklerini ve hayatlarını yaşıyorlardı.

Portekiz’de kadınlar gördüm. Kendilerini terk edip uçsuz bucaksız okyanuslara açılıp giden ve orada sevgililer bulup kalan erkeklerinin arkasından, yanık bağırlarından fışkırıp, engin denizlere karışıp, ılık okyanus rüzgarı gibi insanı kucaklayan, sonra amansız bir fırtınaya dönüşen, yüreklerindeki aşk, sevgi, ihtiras ve hasreti geleneksel “Fado=Kader” şarkılarıyla dile getiren kadınlar. Uzak doğuda erkeğe saygı ve şefkatle eğilip nazik parmaklarıyla masaj yapan fıkır fıkır kadınlar.

Amerika’da simsiyah yüzlerinde gece feneri gibi ışıl ışıl parıldayıp yanıp sönerek aşk kıvılcımları sinyali gönderen harika zenci kadınlar. İsveç’te bir taraftan baktığınız zaman öteki tarafı görebileceğinizi zannettiğiniz kadar beyaz, parlak ve şeffaf tenli sarışın güzeller. Bütün kıtalardaki, bir sürü ırkın kadınlarının kendilerine has güzelliği vardı.

Kadın güzeldir, podyumlarda veya sinemalarda da. Hormonları çalışıp cinsel istekle kıvranıp, büyümüş göğüslerini hoplata hoplata koşan genç kızlar, çıplak ayaklarıyla evinin kapısını yıkayıp halı silken, çamaşır yıkayan, çocuğunu emziren, fakir semtteki basma entarileri içinde vücutlarının hatları gözüken kadınlar da güzeldir. Daha nice enstantaneler yakalanabilir, ayrıcalıkları görebildikten sonra.

Yaşam kadınlarla güzel ve anlamlıdır. Aşklar onlarla yaşanır, sevgilerin en güzeli onlarla filizlenir. Erkeklerin asla yaşayamadıkları ve yaşayamayacakları çocuk doğur-rna onlara ait bir üstünlüktür. Bunu erkeklerine hediye ederler.

Chateobriand’ın bir sözü beni çok etkiler: “Kadınları çok sevmiş olanların cezası, onları daima ve daha çok sevmektir.” der. Ben de bu cezanın mahkumuyum.

Tanrı Jüpiter; altın yağmuru olup, sevgilisi Danae’nin yanına gitmek istermiş. Ben de; bahar yağmuru olup, Türk •kadınlarının dertli yüreklerini yıkayıp, onlara biraz olsun, gönül rahatlığı vermek isterdim.

Kitabımın konusu içinde, erkek bir yazar olarak, kadınlara bakış açımı belirterek konuya değişik bir açı kazandırmaya çalışırken, bu vesile ile Türk Kadınlarına seslenmek istiyorum; “Özellikle Türk kadınları bende simgedir: Annemin, ölen eşimin, yaşamıma giren kadınların, güzelliğin, sevginin sadakatin, fedakarlığın, çalışkanlığın, iyiliğin şefkatin velhasıl Türkçedeki bütün iyilik ve güzellik sıfatlarının simgesidirler. Yaşamımın vazgeçilmez parçası, sevgilerimin, yetkinleşmemin, cinselliğimin, mutluluk ve üzüntülerimin, tüm yaşanıp ve paylaştıklarımın bütünüdür. Evrendeki bütün kadınları, sevgi ve saygı ile selamlıyorum…

erkekler hamamı

Comments are closed.