Kadınlarda egzersiz

Temmuz 18th, 2008

Sporun adet görme, üreme sistemi ve hamilelikteki etkileri:

Bayan atletlerde, egzersizlere bağlı menstroel bozukluklar uzun süredir bilinen bir sendromdur. Genelde sıklıkla, ağırlıkları idealin altında olan ve ağır spor yapan atlet kadınlarda görülür. Burada sık rastlanan üç önemli sorun vardır.

1. İlk adet görme yaşında gecikme,

2. Adet görememe,

3. Adet düzensizlikleri.

Ancak bunu tek başına sporun sorumluluğuna yüklemek yanlış olur. Beraberinde; düşük vücut ağırlığı, beslenme değişiklikleri, yeme bozuklukları, eksik beslenme, ani kilo kayıpları, yarışma stresi, kadının kendinden kaynaklanan geç adet görme veya daha önce adet düzensizliği olması gibi sebeplere de bağlıdır.

Geç ve düzensiz adet görme veya hiç görememe, özellikle genç kızlarda ve bale, paten, koşu, yüzme, jimnastik vs. gibi ağır ve hareketli spor dallarıyla uğraşanlarda görülür. Balerinlerde %5-40 arasında geç adet görme olup, ilk adetlerini 20 li yaşların başlarında görenler bile vardır. Buna rağmen bu durum genelde büyüme ve gelişmelerini etkilememektedir. Keza atletizm yapan kadınların %2-20, profesyonel dansçıların ve yüklü yarışma ve antrenman programı olan ve ağır spor yapıp yeterince beslenemeyen kadın sporcuların %30-50 sinde görülür, özellikle aşırı yüklemeli sportif devrelerde ve buna bağlı diyet ve kilo kayıplarında, adet dönemleri arasında uzama veya kısalmalar olabilir.

Başka bir neden yoksa sportif faaliyetleri azaltmak ve beslenme takviyesiyle bu durumları normale döner. Konu ile ilgili uzmanlar, stresin, yarışma heyecanının, yorgunluğun, vücuttaki yağ hücrelerinin vücudun diğer hücrelerine nazaran oranının azalması, aşırı yağsız diyetlerin bu konuda daha büyük etki yaptıklarına inanıyorlar. Bu gibi durumlarda kadın yumurtalıkları, adet dönemi içinde, rahim iç duvarlarının kalınlaşıp daha sonra da parçalanmasına sebep olan östrojen hormonunu ya üretmemekte veya çok az üretebilmektedir.

Bu durumlarda şayet aynı şartlar altında bir süre daha devam etmeniz gerekiyorsa, doktor kanalıyla ve sık olmamak şartıyla düşük dozda östrojen takviyesi yapılabilir. Ancak kadın sporcularda senelerce devam eden östrojen salgılama azlığı, ilerideki yıllarda, kadınların önemli sorunu olan kemik erimesi, kırılma ve çatlamalarına sebep olan “Ostcoporoz” a neden olur. Ayrıca cinsel ilişkide bulunan kadın sporculara uzmanların tavsiyesi; bu duruma kanarak üreme sisteminin durmuş olduğu fikrine kapılarak doğum kontrolü ile ilgili koruyucu tedbirleri bırakmamalarıdır. Çünkü herhangi bir zamanda yumurtlanabilir ve istenmeyen hamilelik durumları ortaya çıkabilir.

Sportif açıdan, kimyasal maddelerle, kadınlarda menstruasyon’un (adet kanaması, aybaşı hali) geciktirilmesi veya öne alınması:

Sporda, güç verimine etki eden faktörlerinin ince noktalarına kadar incelenip, başarının hiçbir şekilde tesadüflere bırakılmak istenmediği günümüzde, kadın sporcuların güç verimine etki eden Menstruasyon (aybaşı hali) durumu birçok biyolog ve biyokimyacı tarafından ele alınarak incelenmiştir.

Menstruasyon un, kadın cinsiyet organında hormonların etkisiyle gelişen yumurtanın, döllenme olmadığı taktirde, 3-6 gün arasında, kanamalı bir şekilde dışarı atılma hali olduğunu açıklamıştık.

Kötü eğitim, iyi gelişmemiş cinsiyet organları, yumurtalık iltihaplan, psikolojik sorunlar, etraflarından öyle görüp şartlanmalar ve daha birçok sebepten, ay hali kadınlarda büyük çoğunlukla ağrılı bir şekilde geçer. Kiminde ateş çıkar, korkunç sancılar olur ve bu süreyi yatakta geçirenler bile olmaktadır. Sözünü ettiğim bu etmenler, gerek fiziki ve gerekse psikolojik yönden kadının verim gücünü olumsuz şekilde etkiler. Örneğin; özellikle Dr. Bauscnvvcİn’in yaptığı birçok sportif güç verimi testleri ile aktif spor yapan kadın sporcularda, ay hali esnasında %39 unun, ay hali başlamadan kısa süre önceki günlerde ise %66 sının güç verimlerinde büyük düşüşler tespit edilmiştir.

Prof.Dr.Noack ve arkadaşları tarafından yapılan araştırmalarda ise; Kadında en yüksek güç veriminin, ay hali bitimini takip eden 6 ile 14 cü günler arasında olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular ışığında, bir kadın sporcunun güçsel veriminin en yüksek olduğu, tarihlerde yarışma yapması tercih edilir. Tabiatın normal koşulları içerisinde bu ayarlanamayacağı için, bugünkü kimyasal gelişim ve bu gelişmenin ürünü olan maddelerle, bir antrenör, kadın sporcusunun ay halini, yapılacak yarışma tarihine uygun olacak şekilde, ileri-geri oynatabilmektedir. Bunun için en çok kullanılan ilaç Schering ilaç firmasının “Primosiston” isimli ilacıdır.

Aybaşı halini ertelemek için:

Primosiston hap olarak kullanılacaksa, beklenen adet gününden üç gün önce başlayarak, sabah, öğle ve akşam olmak üzere günde üç defa birer tablet alınır. Tabletler alındığı sürece de ay hali olmaz. Primosiston iğne olarak kullanılacaksa, beklenen adet gününden üç gün önce, bir ampul enjekte edilir. Bu da adet görme tarihini, beklendiğinden yaklaşık olarak sekiz gün sonraya erteler.

Aybaşı halini öne almak için:

Primosiston gene hap olarak kullanılacaksa, ay hali bitimi gününü takip eden 5. günden başlayarak, on gün süre ile, günde üç defa birer tablet alınır. 15. gün tablet alımı kesilirse, sonraki ikinci ay halı 16-19 günler arasında meydana gelir.

Bir örnek vermek gerekirse: Bir kadının en yüksek verim gücüne, ay hali bitimini takip eden 6-14 günler arasında eriştiğini açıklamıştım. Bir kadın sporcunun 13 Ağustos tarihinde önemli bir yarışması olduğunu farz edersek ve kadın sporcu da o tarihte ay halini görecekse, bu durumda güç verimi yönünden, en düşük seviyedeki olumsuz durumunda yarışmaya katılması gerekecektir. Aynı sporcunun ay hali, kimyasal maddelerle, örneğin 1 Ağustos tarihinde başlatılırsa, bu taktirde kadın sporcu, ay hali on gün önce oluşacağı için, yarışmanın başladığı 13 Ağustos tarihinde, ay halinin bitimini takip eden 7-8 günlerde, yarışmalara en yüksek verim durumunda katılabilme imkanını bulacaktır. Bu da kendisine ayrıca moral de kazandıracaktır.

Bu şekilde alınan maddelerle kadın sporcunun ay hali istenildiği gibi ayarlanabilmektedir. Ancak bu tür ayarlamalar, çok genç yaşlardan itibaren çok sık yapılırsa, ileride fiziki ve ruhi dengesizliklere, hormon bozukluklarına yol açabileceği de göz ardı edilmemelidir. Bu evlenme gününün (zifaf-gerdek) ay haline rastlamaması açısından da önemlidir.

Menopoz başlangıç ve sonrasında sporun yararlı etkileri:

Menopoz sonrası, ilk 5 yılda kadınlar kemik kütle yoğunluklarının %2-3 ünü kaybederler. 70 yaşına geldiklerinde ise, kemik minerallerinin ve kalsiyumun %30 unu kaybetmiş olurlar.

Aerobik egzersizler, koşu, jogging, ve ağırlık kaldırma egzersizleri, alt ve üst ekstremi erdeki kemiklerin yoğunluğunu arttırır. Bu tür çalışmaların ayrıca menopozu geciktirdiği gibi, kadınlar için kaçınılmaz olan bu durumu daha rahat atlatmalarını da sağlar.

Bu durumdaki kadınlara mutlaka sportif çalışmalar yapmaları tavsiye edilmekte, primer osteoporoz ve hormon tedavisi gerekli görülmektedir. Kadınlarda bu durum genelde; sıcaklık basması, uregenital atrofı (kadın cinsel organının büyüme ve gevşemesi), scxsüel disfonksiyon (seks arzularında azalma), nöro endokrin değişiklikler (vajina derisinin kalınlaşması, sertleşmesi ve kuruması), bitmişlik hissi, acılı cinsel birleşme, sinirlenme, terleme vs. şeklinde belirtilere ve sıkıntılara yol açar. Bu devreyi çok sıkıntılı geçiren ve hatta ileri yaşlara kadar atlatamayan kadınlar vardır. Sporun evvelce vücut doku ve organlarına, belirttiğim yararlı etkileri ve endorfin (mutluluk hormonunun) devreye girmesi, menopoz geçiren kadınlara fiziksel ve ruhsal büyük yararlar sağlar.

Östrojen replasman tedavisi ise çeşitli yollarla yapılabilmektedir. Ağızdan alınan tabletler ve cilde yapıştırılan bantlar, yeni çıkan jeller uygun tedavi yöntemleridir. Ancak bu dönemde kadında azalan östrojenin ilaç olarak takviye ve tedavisine başlamak için doktor kontrolü ile mamografı çekilmesi, kan şekeri ve trigliscrit düzeylerinin ölçülmesi gerekmektedir. Aksi halde meme kanseri ve karaciğer tahribatına ve diğer yan etkilere yol açabilir. Doktor kontrolsüz, araştırma yapılmadan sadece östrojen kullanıldığında ise; kadınlarda rahim kanseri riski 2 ila 20 kat arasında artar.

Bu sebeple; kadınlarda menapoz devresinin kısmen geciktirilmesi, zararlı etkilerinin azaltılması ve sıkıntılarının giderilmesi için en uygun yol sportif egzersizlerdir. Bu suretle, yapılacak ilaç takviyesinin dozu ve riski de azalacaktır. Hele hele, geçirilmiş meme ve rahim hastalığı olan veya birinci derecede akrabalarında bu tür rahatsızlıkları olan bayanlarda ilaç tedavisi çok dikkatle kullanılmalıdır.

Uzmanların Postmenapozal Osteoporoza karşı önerilen ise:

Haftada üç gün muntazam ve devamlı sportif çalışmalar yapılması.

• Bu çalışmalarda 10-15 dakikanın aerobik, gerilme ve gevşeme hareketleri yapılması.

10-15 dakika ağırlık ve fitness çalışmaları yapılması.

• İki günde bir 20-30 dakika koşu veya jogging yapılması.

• 20-30 dakikadan az olmamak üzere bu çalışmalarda hedeflenen kalp hızında (220 - yaş = %65-85 formülü ile 100-130 arasında dakikalık kalp atışı sayısı) çalışmaya dikkat edilmesi.

• Günlük 400 IU, D vitamini alınması.

• Kalsiyum alımına dikkat edilmesi,

Östrojen takviyesine, diğer kadınlık hormonu progesteronun da eklenmesi.

6 ayda bir doktor kontrolünden geçilmesi tavsiye edilmektedir.

Erkekler açısından ise: Erkeklerde menapoz olmamasına karşın, aynı yaşlarda değişik şekillerde belirli fiziksel ve ruhsal sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bilhassa sistemli ve bilimsel vücut geliştirme çalışmaları bu ve ileri yaşlarda kadın ve erkekler için en rahat ve yapılması en gerekli spordur. Gevşeyen kaslar ve kuvvet kaybı bu suretle artı hale getirilebilecek ve kişilere ayrıca moral güç de kazandırılacaktır.

Kadınlarda idrar kaçırmaya karşı egzersizler:

Kadınların bir kısmında özellikle yaş ilerledikçe, idrar kaçırma durumu ortaya çıkmaktadır. Bunun en önemli sebebi, kadının yaş ilerledikçe, alt karın duvarlarındaki kaslarının gevşemesidir. Başka önemli bir sebep yoksa, her zaman ve her yerde yapılabilecek yaklaşık 15-20 dakikalık egzersizlerle, bu durumun önemli ölçüde önüne geçilebilmektedir. Bu suretle mesane kontrolü yeniden kazanılarak İdrar kaçırmanın önüne geçilebilir.

Mesaneyi kontrol eden kaslar, anüs ve vajinayı çevreleyen kaslardır. Bunlara “Pıtboksigenal” kaslar denir. 1950 lerde Dr.A.M.Kegel bu kasları geliştirmek ve güçlendirmek için bir sistem geliştirmiştir. Buna göre; anüs çevresindeki büzgen kaslar, dışarı çıkmayı engelleyecekmiş gibi 20-30 kere sıkıp gevşeyerek kasıp bırakılır. Ayrıca ayni kasıp bırakma (gevşeme) hareketi vajinal bölgede vajinayı saran kaslara da yaptırılır. Bu hareketler gün boyu birkaç kere tekrarlanırsa Puboksigeal kasların gücü, kontrol ve konsantresi artmaktadır. Bunu yapan kadınlar ayrıca cinsel organlarını da daha rahat kontrol ederek hem cinsel arzularını artırabilir, hem ilişkiyi iki taraf için de daha zevkli bir hale getirebilir, hem de daha rahat orgazm sağlayabilirler.

Aşırı sportif egzersizlerin, sekse olumsuz etkileri:

Her şeyin çok aşırısı gibi, aşırı sporun da belirli ölçüde olumsuz yan etkileri bulunmaktadır. Gerçekten sporun gerek fiziksel ve gerek ruhsal yararlarına inanmış hatta bunu “mani” haline getirmiş, hala spor yapan, naçizane bir uzman olarak bu konuya da açıklık getirmek mecburiyetindeyiz. Bu konuda yerli ve yabancı tıp kitaplarında ve tecrübelerimizde vardığımız sonuçlarda; egzersizlerin aşırı fazlalığının ve bunun devamının, fiziksel sakatlıklar ve rahatsızlıklara neden olabileceği gibi, olumsuz psikolojik etkileri de olabileceği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bunu meydana getiren unsurların önemlileri:

a) Çok aşırı çalışma,

b) Bu aşırı çalışmaların devamlılığı,

c) Beslenme ve beslenme katkılarının iyi ayarlanamaması,

d) Aşırı diyet.

Ortaya çıkabilecek olumsuz etkiler ise;

Alışkanlık:

Egzersiz sırasında vücudun “Endorfin-Mutluluk Hormonu” salgıladığını ve spor yapan kişinin bu sebeple kendini mutlu hissettiğini evvelce açıklamıştık. Bu yararlı olay zaman içinde giderek alışkanlık yaratmakta ve kişi kendini iyi hissedebilmek için egzersizlere bağımlılık kazanmaya başlamaktadır. Bu bağımlılık da zaman içinde, egzersiz yapamayan kişiye mutsuzluk, suçluluk hissi verip gergin ve stresli olmasına sebebiyet verir. Bu durum da giderek tolerans geliştirir ve her seferinde daha fazla egzersize ihtiyaç duyulur. Bunun sonucunda yoksunluk başlar ve egzersiz yapılmadığı zaman yorgunluk, bitkinlik, suçluluk, mutsuzluk hissi giderek artar.

Fazla antrenman:

Bunun karakteristik özellikleri:

1) Dinlenme ihtiyacı,

2) Kalp atım hızının artması,

3) Sık sık hastalığa yakalanma,

4) Uyku hali veya uykusuzluk,

5) Konsantrasyon bozukluğu,

6) İştah veya iştahsızlık,

7) Duygusal bozukluklar,

8 ) Enerji azlığı,

9) Bitkinlik, gerginlik,

10) Depresyondur.

Bu sinizoidel bir eğri gibi birbirini arttıran bir şekilde etkilerler. Sinir spor bağımlılığını, bağımlılık bu olumsuz sendromları etkileyerek tırmanış gösterir.

Hormonal değişiklikler ve metabolizma hızının yavaşlaması:

Devamlı aşırı egzersiz zamanla bağımlılık ve tırmanış belirtileri gösterirken, eğer iyi beslenme olmazsa veya ağır diyet de yapılırsa vücut yoka gireceğinden, önemli iki sonuç ortaya çıkar. Bunlar:

a) Metabolizma hızının yavaşlaması,

b) Hormon üretiminde azalmadır.

Bu durumlarda vücut koruma mekanizmasını harekete geçirerek metabolizma hızını yavaşlatırken, hormon çalışmaları da olumsuz yönde etkilenir. Erkeklerde testosteron, kadınlarda ise östrojen ve progesteron hormonları seviyesi azalmaya başlar. Bu cinsel faaliyetleri de etkileyerek cinsel istek ve güçte azalma meydana gelir. Bunun sebebi şudur; Çok aşırı diyet ve çok aşın egzersiz ve çalışmalar, vücut rezervlerini tüketmekte, yağsız diyet hormon çalışmalarını olumsuz etkilemekte, kandaki glikojen seviyesi düşmekte, vitamin, mineral, protein rezervleri tükenmektedir. Yararlı fonksiyonlar yerine, sürantrene, yorgunluk, vücutta süt asidi (laktik asit) birikerek bu da kramp, yorgunluk ve sinirliliğe ve cinsel isteksizliğe neden olmaktadır.

Vücut metabolizma hızını ve hormon üretimi azaltarak kendini koruma yoluna gideceğinden, az yemek yenmesine rağmen zayıflamanın mümkün olmamasının sebebi budur. Bilhassa yaz gelirken, mayolara sığmak ve güzel görünmek telaşıyla, birden bire spora ve diyete başlayıp, aerobikten aerobiğe koşuşturup, sabah akşam vücut geliştirme, koşu vs. ile aç bilaç egzersiz yapanlarda bu çok sık görülmektedir. Yoğun antrenman ve maç durumunda olan ferdi ve takım sporcularında da bu gibi durumlar olmaktadır. Örneğin futbolda, hakeme itiraz, agresif hareketler, ani formsuzlukların ana nedeni bundan kaynaklanmaktadır.

Bunun sonuçları olarak cinsel isteğin zayıflaması hatta orgazm olamama, kadın ve erkek sporcularda sık görülmekte ve bu durum sporcuyu veya egzersiz yapanları daha da depresyona sürüklemektedir.

Erkek ve kadın fiziksel görüntüye çok önem vererek, aşırı diyetle birlikte aşırı da spor yapıyorsa, bu dış görünüş olarak çekicilik dürtüsü yaratsa bile, seksüel ilişkide başarısızlığa yol açabilir. Kimi de performansları düşecek diye ilişkiden çekinerek cinselliği tüm güzellikleri ve hazzıyla yaşamaktan kendilerini yoksun bırakabilirler. Bu durum, mükemmel vücutların sergilenmesinden ve ona bağımlı kalınarak bir nevi narsizmle, kendini beğenmeye ve eşin mutlu edilememesine yol açar.

Bu geçici bir durumdur. Korku ve telaşa gerek yoktur. Birkaç gün istirahat, egzersiz ve antrenmanların dozunun azaltılması, iyi beslenme stratejisi, karbonhidrat yüklemesi ve birkaç günlük cinsel perhiz ile, sağlıklı kişilerde 3-7 gün içinde kolayca atlatılır. Bir haftayı geçen durumlarda ise çalışmaların bir süre kesilmesi, daha iyi beslenme ile vitamin ve mineral takviyesi (özellikle, polivitamin, çinko, E ve B vitaminleri), bir süre cinsel perhiz, ilginin başka konulara kaydırılması, hafif yürüyüş ve geziler yapılması, hatta daha uzun sürerse doktora gidilmesi yerinde olur.

Sportif çalışmaların, cinsel faaliyetleri olumlu yönde etkileme sebebleri

Mayıs 24th, 2008

İnsan üremeye yönelik yaratılmıştır:

İnsanlar kadın ve erkek ayırımı ile doğuştan üremeye yönelik olarak yaratılmışlardır. Sportif çalışmaların insanlara ne denli yararlar sağladığı ve sağlıklarını olumlu etkilediği bilinen gerçektir. Bu üremeye yönelik faaliyetleri de kapsamına almaktadır. Sportif egzersizler bilimsel, programlı ve devamlı yapıldığı taktirde hormonların çalışmasına da yararlı etki yapmaktadır. Bilimsel araştırmalar sporun, bu yönü ile cinsel hormon faaliyetlerini de etkilediğini ortaya çıkarmıştır. Erkeklerde testosteron, kadınlarda ise östrojen ve progesteron hormonları sporla daha dengeli çalışmakta ve hormon salgıları artmaktadır.

Sporun vücut sistemlerine ve cinselliğe direkt ve dolaylı etkileri:

Sporun kalp, damar, solunum, sinir, kan, kas vs. gibi doku ve sistemlere yararlı etkisine değinmiştim. Bu sistemlerdeki olumlu gelişmeler iletken bir zincir halkası gibi bütün vücudu etkiler. Bu olumluluk vücudu daha aktif ve duyarlı hale getirir. Beyin, sinir ve kas sistemi arasında çok faydalı etkileşim doğarak kasların ve tüm vücudun kontrolü artar. Bu kontrol kişiye özgüven vererek cinsel istek ve orgazm üzerinde de etkili gelişmeler gösterir. Kasların duyarlılığı ve kontrol etme gücü seks faaliyetinde de etkisini gösterir.

Sporun dolaylı etkisi açısından ise; spor kalp, damar, solunum, şeker vs. gibi birçok hastalığı önlediğinden veya ilerlemesini yavaşlattığından, bundan olumlu yönde etkilenecek insan sağlığı, kişide var olan seks hayatını arttırıcı rol oynamasa bile, daha uzun süreli ve sağlıklı devamını sağlar.

Sporun cinselliğe psikolojik açıdan etkisi: Spor yapan kişilerde yavaş yavaş oluşan kas kontrolü, güçlenme, estetik çekicilik, vücut fonksiyonlarının düzeldiği hissi ile başlayan kendine güven duygusu, kişinin kendisini sevmesine neden olan “Ben” i oluşturur. Kişi kendine güvenmeye ve kendini beğenmeye başladığı zaman vücudunu seks arzularına daha rahat bırakarak, birleşmeye hazır hale gelir. Buna sportif egzersizlerden sonra vücutta salgılanan endorfin “mutluluk” hormonunun seviyesinin artması, sinirlilik ve gerginliğin ortadan kalkması, vücut sıcaklığının yükselmesi, kan dolaşımının artması gibi unsurlar da eklenince, kişide cinsel birleşmeye müsait bir ortam hazırlar.

Spor dengeli ve yararlı beslenme alışkanlığı kazanılmasına yardımcı olur.

Spor yapan kişiler genelde sporla birlikte dengeli beslenme alışkanlığı da kazanırlar. Bu bir açıdan spor yaparken daha rahat elde edilebilen yararlı beslenme şeklidir. Yararlı beslenme, her türlü besinin gerektiği kadar, gerektiği yerde, gerektiği şekilde alınmasıdır. Bu da şişmanlığa mani olup, sağlığı olumlu yönde etkilerken, lüzumsuz besinlerin ve aşırılıkların elimine edilmesine, vücudun gücünün sağlıklı şekilde yerine gelmesine sebep olur.

Egzersizlerin etkisi:

Bu konuda birçok araştırma yapılmıştır. Bunların sadece birkaçını belirtirsek:

Haftada üç gün muntazaman egzersiz yapan kadınlarda ve erkeklerde, egzersizlerden hemen sonra, seks yapma isteklerinin arttığı gözlenmiştir.

İlerlemiş ülkelerdeki yaşlı evlerinde yapılan çeşitli araştırmalarda, 60, 70, 80 yaşındaki kadın ve erkek gruplarına haftada üç günden olmak üzere uzun süreli egzersizler yaptırılarak beslenme programları denetlenmiş (özellikle çok hafif kilolarla vücut geliştirme prensipli kas çalışmaları) bunların sonucunda, deneklerin yaşama daha mutlu baktıkları, kan tahlilleri, tansiyon ve nabızlarının yapmayanlara göre daha normale döndüğü, etrafa ve cinsel olaylara daha ilgilerinin arttığı gözlenmiştir.

Yapılan bir başka araştırmada; düzenli olarak egzersiz yapanların %45 inin daha rahat cinsel istek duymaya başlayarak, tahrik olabilme derecelerinin arttığı, %35 inin cinsel doyuma ulaşmada daha rahat oldukları ve daha sık seks yapma ihtiyacı duydukları, büyük çoğunluğunun ise daha çabuk orgazma ulaştığı görülmüştür.

Spor fizyolojisi ve cinsel konu uzmanları; sporun tüm vücut fonksiyonlarını olumlu yönde etkilediğini, psikolojik yararları olduğunu, depresyona karşı antidepresan etki yaptığını ve bu sebeplerin de kişinin seks yaşamını olumlu etkilediğini belirtmektedirler.

Özellikle bacak açma hareketleri, kasık ve mide kaslarının kuvvetlenmesi, bağlantılı olarak cinsel bölge kaslarının de kuvvetlenmesine ve etkilenmesine neden olmakta, bu şekilde cinsel organlar civarında oluşan kan pompalanması cinsel isteği de arttırmaktadır. Bu cinsel birleşme sırasında etkili ve kontrollü birleşmeye neden olmakta, orgazm esnasında ise orgazmın şiddetini arttırmaktadır. Ayrıca kadınlarda vajinal kaslara yaptırılacak (özellikle kadınlarda PC kası “Pubococcygeus kası” denilen ve vajinanın üst iç bölgesinde bulunan kas) aynı izometrik çalışmalarda olduğu gibi özel kasılma, kasılıp bırakma hareketleri, cinsel organın o bölge kaslarını kuvvetlendirip bölgedeki kan dolaşımım hızlandırarak duyarlılık ve cinsel isteği arttırdığı gibi cinsel birleşmede de her iki tarafa daha büyük haz verdiği tespit edilmiştir. Ayrıca bu hareketlerin kızlık zarının yırtılmasına sebep olmayacağı özellikle belirtilmektedir. Bu çalışmaları, Uzakdoğu ülkelerinde annelerin kızlarına yaptırarak, kocalarını memnun edebilmeleri ve mutlu evlilik açısından onları hazırladıkları ifade edilmektedir. Bu alışkanlık erişkin kadınlarda ise, eşlerinin penisleri vajinalarında iken, vajina kaslarını sıkarak daha zevkli bir birleşme yapmalarına sebep olmaktadır. Hatta bu birçok Uzakdoğu ülkesindeki seks gösteri merkezlerinde, kadınların vajinaları ile şişeleri tutarak çeşitli gösteriler yapmalarına sahne olmaktadır.

Sağlıklı kişilerde ve sporcularda seks ve mastürbasyon:

Evvelce de değindiğimiz gibi eski yıllarda ve gençliğimizde sporculara seks açısından ağır kurallar koyarlar ve sporcu bu tabular arasında sıkışıp kalırdı. Bugün ise, gerek spor fizyolojisi uzmanları ve gerekse psikolog ve cinsel konu uzmanları, normal seviyedeki sağlıklı cinsel birleşmeyi, bu mümkün olmadığı taktirde de, çok aşırıya kaçmamak üzere, kadın ve erkeğe kendi kendilerini tatmin etmeyi (mastürbasyon) tavsiye etmektedirler. Seks dürtülerini fazla baskıya almanın doğru olmadığını, bilakis ruh ve beden sağlığı bakımından yararlı olduğunu ifade etmektedirler.

Yapılan araştırmalarda, 20-30 yaş arasındaki kadın ve erkeklerin %25 inin haftada 4-5 kere, bazen her gün ve bazen de günde birkaç kere (devre devre), %35 inin haftada 1-2 ve geri kalanların da daha seyrek cinsel ilişkiye girdikleri saptanmıştır. Yaş ilerledikçe bu sayıların azaldığı görülmüştür.

Mastürbasyon açısından ise; Erkeklerin %90, kadınların %70 civarının mastürbasyon yaptıkları, bunların kadın veya erkek olsun genelde bekar olduklarında mastürbasyon yaptıkları gibi, evli bile olanlardan bir bölümünün seyrek de olsa kendi kendilerini tatmin ettikleri tespit edilmiştir.

Bu araştırmalar, sporcuların da gerektiği zaman, gerektiği kadar cinsel ilişkide bulunmaları veya mastürbasyon yapmalarını, ruh ve beden sağlıkları açısından lüzumlu olduğunu ortaya koymaktadır.

Bu yüzden sporcularda da, cinsel birleşme ve mastürbasyona belirli ölçü ve sınırlamalar getirmek doğru bulunmamaktadır. Aşırısının ve kişilerin kendini zorlayarak yaptığı seks, zamanla geçici süreli bıkkınlıklara sebep olmaktadır. Bunda en iyi yol, kişilerin dürtülerine göre hareket etmesidir. Bu istek kişiden kişiye değişirken, aynı kişilerde de devre devre azalıp çoğalabilmektedir.

Bilimsel tetkikler, cinsel birleşme ve boşalma arzusu, kişilere, yaşlarına ve birçok etkenlere bağlı olarak değişse de, bıkkınlığa girmeden, kaliteli cinsel birleşme ve boşalmalar için haftada 1-4 arasında orgazmı tavsiye etmektedirler. Bunun gereğinde günde birkaç orgazm olabileceği de belirtilmektedir.

Cinsel temas ve orgazm; heyecan, kasların gerilmesi, gevşemesi, hormon dengesinin değişmesi, kalori yakımı vs. şeklinde biyolojik ve fizyolojik birçok etkiler de yaptığından, bu konuda yapılan araştırmalardan alınan sonuçlara göre, sporcuların yarışma öncesi ve ağır egzersizlerden önce, aktiviteyi olumsuz etkilememesi için, cinsel birleşme ile arasında 3-4 saatlik bir süre bırakmalarında yarar görülmektedir. Bazı sporcularda ve özellikle erkek sporcularda, eskiden kalma bilgilerin getirdiği baskı ve şartlanmalarla, orgazm oldukları zaman kuvvetlerinden çok şey kaybedecekleri korkusu vardır. Bu çoğunlukla psikolojik bir durumdur.

Sporun cinsel faaliyete (sekse) yararlı etkisi

Mayıs 24th, 2008

Cinsellik, cinsel faaliyet, cinsel birleşme, cinsel işlev bozuklukları vs. çeşitli fiziksel ve ruhsal alanlara yayılmış tıp konularını oluşturur ve birbirine bağlı çok girift fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik etkilerle yaşam boyu kişiden kişiye değişik değerlerde ortaya çıkar. Cinsel güdü, ya da libido, bireyin yaşamının büyük bir bölümünde gelişmesini sürdürür. Kitabımızda, sporun insanların seks faaliyetlerini de olumlu etkilediği bakış açısına rağmen seks gücünün sporun dışında da kişiden kişiye, zamana, çeşitli ruh ve sosyal durumlara göre değişebileceğini, hiç spor yapmayanların da cinsel güçlerinin yerinde olabileceğini, hatta spor yapanlardan da daha kuvvetli güce sahip bulunabileceklerini de sık sık vurgulamak isteriz. Buna rağmen, cinsellik de vücudun faaliyetidir. Her vücut faaliyeti ve fonksiyonların işleyişi, vücudun sağlıklı olmasıyla doğru orantılı olarak etkileneceğinden; cinsel aktivitenin de daha iyi işlemesi, iktidarsızlık, cinsel isteksizlik vs. gibi cinsel işlev bozukluklarının çoğunda sporun olumlu etkisinin görüleceği pek tabidir.

Spor açısından kadınlar ve erkekler arasındaki farklılıklara kısaca göz atarsak.

Sportif açıdan kadın ve erkekteki fonksiyon ve yapı farklılıkları:

•Normal seviyedeki kadın vücudundaki yağ oranı %28, erkekte ise %18 dir.

•Kadın kalbi erkeğinkine nazaran daha küçük, ciğer ve nefes kapasiteleri daha az, nabız sayısı ise biraz daha fazladır.

•Spor yapmayan bayanların kuvveti, spor yapmayan erkeklerin kuvvetlerinin 2/3 ü kadardır. Maksimal kuvvet kapasiteleri, erkeklerin yaklaşık yarısı kadardır.

•Kadınların kanlarındaki hemoglobin sayıları erkeklerden %8 daha azdır. Aybaşı kanamalarında bu fark daha da fazla olmaktadır.

•Kadınların kan dolaşım kapasiteleri %20, vital kapasite %30, kas grupları oranı %20-40 arasında erkeklerden daha azdır.

•Menstruation (aybaşı) devresinde kadınların nabız, vücut ısısı, nefes ve kanlan ile birlikte ruhsal durumları da değişime uğrar. Bu dönemde kadınların güç veriminde düşüşler olur. Spor yapan kadınlarda bu düşüş ve sıkıntıların daha az olduğu tespit edilmiştir.

•Ancak bu farklılıkların spor yapan bayanlarda azaldığı, hatta spor yapmayan erkekleri bile geçtikleri gözlenmektedir. Buna karşı kadınların önsezileri, yağlı ve doğurgan olma özellikleri sebebiyle tabiat şartlarına değişik yönlerden uyumları ve dayanıklılıkları birçok yönden erkeklerden üstündür.

Yaşamı kısaltan önemli etkenler

Mayıs 24th, 2008

Hareketsizlik;

Gelişmiş ülkelerin Tıp ve Spor Kuruluşları tarafından yapılan birçok deney ve araştırmalarda, birçok hastalıklara, doğrudan veya dolaylı olarak yol açan etkenlerin başında hareketsizliğin geldiği saptanmıştır. Birçok insan hatta hayvan grupları üzerinde yapılan araştırmalarda, hareketli ve spor yapan insanların daha az hastalığa yakalandıkları, daha uzun yaşadıkları, cinsel yaşamlarının daha iyi olduğu gözlenmiştir.

Stres:

Hayat boyunca karşılaşabileceğimiz; yakınlarımızın ve sevdiklerimizin ölümü, evlilik çatışmaları, boşanma, emeklilik, taşınma, kendimizde ve yakınlarımızda oluşan sıkıntı ve hastalıklar gibi birçok olay strese yol açmaktadır. Bu da kişilerin zihinsel ve bedensel sağlıkları üzerinde çok büyük ölçüde olumsuz etkiler yapmaktadır. Ayrıca bu konuda da yapılan araştırmalar ve deneylerde, hareketsizliğin ruhsal dengeyi bozduğu ve stres yaptığı belirlenmiş. Kas tepkilerinin strese ve sinire iyi geldiği saptanmış. Psikosomatik hastalıkların günümüzde çoğalmasının önemli nedenlerinden biri stres.

Stres esnasında çeşitli sistemler vücudu tepkiye ve gerilime karşı korumak için fazla miktarda glikoz ve yağ çıkarıyorlar. Bunlar damar duvarlarına yerleşip damar sertliğine ve ayrıca karaciğerin yorulmasına sebep oluyorlar. Üzüntü, korku, heyecan, endişe, kuşku, ihtiras, kıskançlık, ve heyecanların insanda stres yarattığı ve stresin de bütün psikosomatik hastalıkların nedeni olduğu çeşitli bilimsel araştırmalarla saptanmış bulunmaktadır.

Clinics in Sports Medicine, Athletic Training and Sports Medicine gibi ve daha birçok yabancı kaynaklı spor ve fizyoloji kitapları ve şahsi tecrübelerimizden kaynaklanan araştırmalarımıza göre; sportif egzersizlerin etkin bir antidepresan olduğu saptanmıştır. Her türlü aerobik ve anaerobik egzersizler depresyonu azaltmakta olup, programlı ve uzun süre devam ettirilen çalışmaların ilaçtan daha etken olduğu gözlenmiştir. Gevşeme ve eğlenceli etkinliklere kıyasla, sportif egzersizlerin, depresyonu azaltmada daha etkili olduğu ve psikoterapiye eşit olduğu bilim adamları tarafından ifade edilmektedir. Yapılan bilimsel araştırma ve deneyler; egzersizlerin stresli olayların sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azalttığını, zihinsel fonksiyonları olumlu etkileyerek, hafızayı ve yaratıcılığı arttırdığı kabul edilmektedir.

En önemlisi “Stresin” seks yaşamı ve cinsel ilişkide çok önemli rolü olduğu, gerek kadında gerekse erkekte sorunlar yarattığı bilinmekte. Ereksiyon sorunu, her iki cinste, cinsel isteksizlik, orgazm olamama gibi birçok olumsuzluklara stres sebep olmaktadır. Ancak stresin sebep ve tedavisine en iyi cevap verebilecek sportif çalışmalar ne yazık ki göz ardı edilmekte, onun yerine ilaçlara başvurulmaktadır.

Bu konuda, çok bilinen fakat stresin seks ilişkileri üzerindeki olumsuz etkisini veciz şekilde anlatan bir fıkraya değinmeden geçemeyeceğim: “Bir yerde, büyük bir villada zengin bir karı koca ile arkalarındaki gecekonduda, küçük işler yaparak kıt kanaat geçinen bir başka karı-koca yaşarlar. Fakir ailenin kadını her sabah “şık şık” bezlerini (o zaman “şık şık bezi” denen ve cinsel ilişkiden sonra cinsel organlar temizlendikten sonra yıkanıp asıldığı bez) bahçedeki tele astıkça, zengin evin kadını, kocasının ayda bir bile zor yapabildiği cinsel ilişkinin azlığının kıskançlığıyla, kocasına her sabah o bezleri gösterip “bak gene şık şık bezleri asıldı” diye ima dolu sözlerle onu yaralar. Bir gün zengin adamın canına tak der ve gizlice gidip, karısıyla her gün ilişkiye giren fakir adamı bulur. Kendisine “zengin olmak isteyip istemediğini ve istiyorsa bir komşu olarak kendisine yardım edebileceğini” söyler. Fakir adam bundan çok mutlu olur ve zengin adam da kendisine aşırı çalışma ve büyük sorumluluklar getiren paralı bir iş temin eder: Fakir adam bol para kazanmaya başladığı için çok mutludur. Ancaaak; bu defa onların da şık şık bezleri önce gün aşırı, sonra haftada bir ve sonra da ayda bir zor asılmaya başlar. Ağır iş yükü, sorumluluk ve stresin cinselliği ne kadar olumsuz etkilediğine dair kıssadan hisse kabilinden basit bir örnek.

Çevre koşulları:

Çevre kirliliği, gürültü, yaşam koşullarının ağırlığı ekolojik dengenin bozulması vs. sebepler sağlığımızı olumsuz yönde etkileyen sebeplerin sadece bir kısmı. Ancak, vücudunu çevre koşullarına uyduran ve çevre koşullarını da kendisine en iyi uydurmayı başaran canlı insandır. Sportif faaliyetler bu uyumu sağlamada yararlı sonuçlar verirken, bir başka açıdan, sigara ve alkol gibi, vücuda zararlı maddelerin girmesine sebep olan alışkanlıkların ortadan kaldırılmasına ve azaltılmasına yardımcı olmaktadır. Sigara, alkol ve zararlı alışkanlıkların, kadın ve erkekte seks hayatını olumsuz yönde etkiledikleri konunun uzmanları tarafından önemle belirtilmektedir.

Şişmanlık (obesty):

Şişmanlığın insan sağlığını ne derece olumsuz etkilediği bilinmektedir. Çeşitli araştırmalar, şişmanlığın insan sağlığını bozarken, seks hayatını da aynı olumsuzluklara sürüklediğini belirtmektedirler. Yapılan araştırmalar özellikle birçok hastalığın ve bilhassa kalp hastalıklarının şişmanlıktan ileri geldiğini göstermektedir.

Beslenme:

Bu da kendi konusu içinde çok geniş kapsamlıdır. Ancak kitabımız açısından değinmekte yarar gördüğüm husus, kötü beslenmenin sağlığa zararları kadar, iyi beslenmenin sağlığa yararlan ve cinsel hayata da olumlu etkisidir. Bu sebeple herkesin beslenmeyle ilgili konuları bilmesi gerektiğini tekrar vurguluyorum.

İnsan sağlığına ve çeşitli faaliyetlerine etki eden faktörler ve sporun bunlara etkisi

Mayıs 24th, 2008

Bu da kendi bütünlüğü içinde çok geniş bir konu olmakla beraber, burada kısaca özetlemekte ve hatırlatmakta yarar görmekteyiz.

Kalıtım:

Fiziksel ve zihinsel özelliklerin gen adı verilen temel birimler aracılığıyla bir kuşaktan sonrakilere aktarılma durumudur. Genetik bilimini ilgilendiren çok detaylı bir konudur. Bugün varılan sonuç; bireyin özelliklerinin birçoğunun çeşitli genler tarafından belirlenip denetlenerek yeni bir yapı oluşturduğudur. Bazen de aynı özelliği taşıyan tek bir genin farklı biçimlerde sonuçlar meydana getirdiği görülmektedir. Bu yüzden kalıtsal (soyaçekim) özelliklerin son derece değişkenlik gösterdiği ispat edilmiştir.

Güç verimine etki eden faktörler:

Günün saatlerinden, mevsimler, seneler, yaşanılan bölgeler, buraların (yükseklik, rutubet, kuraklık, oksijen vs. gibi) özellikleri, lodos, poyraz, kimyasal etkiler gibi daha birçok etken güç verimini etkilemektedir. Cinsel ilişki açısından dahi uzmanlar birçok görüşler ortaya atmakta ve iyi bir seks ve cinsel ilişki için değişik saatler önermektedirler. Son zamanlarda sabah saat sekiz sıralarını buna en uygun saat olarak göstermektedirler. Ancak birçok uzman da vücudun alıştığı bioritme göre herkesin en uygun saatinin değişebileceğini ve hatta seksin saati olamayacağını, o anki duygulara bağlı olduğunu savunmaktadırlar.

Sağlığın ihmali:

Gencide insanların çoğu hep uzun yaşamayı düşlerler. Sağlıklı yaşamayı ve onun kurallarına uymayı çok az kişi gerçekleştirebilir. Yapılan istatistikler; “ölüm Allah’ın emri” olmasına karşın, ölümlerin %94 ünün yaşamları kötüye kullanarak, daha kısa sürede gerçekleştiğini göstermiştir. Bir başka incelemede; uzun yaşayanların (özel istisnalar hariç), genelde sigara içmedikleri, taze ve tabii besinleri az ve öz yedikleri, şişman olmadıkları, ölünceye kadar hareket edip düzenli seks yaptıkları, fazla alkol almadıkları, kötü alışkanlıkları olmadığı, stresten uzak ve temiz havada yaşadıkları vs. tespit edilmiştir. Bu da gösteriyor ki, uzun ve sağlıklı yaşamanın en önemli unsurlarından biri bizim elimizde bulunmaktadır. İyi bir cinsel yaşam ve seks ilişkileri de önemli ölçüde bunlarla doğru orantılı olup bizim elimizdedir.